MİMARLIK ELEŞTİRİSİ
EGEO: Endüstriyel / Strüktürel Sadelikten Mimari Bütünlüğe
Beril Özmen, Doç. Dr.
XIX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında Yapı dalında ödüle layık bulunan, Kezer Mimarlık tarafından tasarlanan EGEO yapısını ele alan yazar, tasarım ekibiyle yaptığı görüşmeyle zenginleştirdiği yazısında Gaziemir, İzmir’de yer alan yapıyı, tasarım kararları, uygulama süreci ve günümüzdeki kullanımına uzanan birçok yönden ele alıyor.
TMMOB Mimarlar Odası tarafından iki yılda bir düzenlenen Ulusal Mimarlık Ödülleri kapsamında 2024 yılında “XIX. Ulusal Mimarlık Ödülleri” Yapı Dalı’nda ödül kazanan EGEO projesi, Kezer Mimarlık tarafından tasarlanmış bir ticari - sanayi kompleksidir. Tasarım ekibiyle yaptığımız söyleşi ile bina hakkında en bilinenlerden başlayıp, henüz konuşulamamışları sondajlamak ve verilmek istenen mesajları anlatabilmek ya da birlikte bulabilmek adına yola çıktık.
Bir yapının eleştirisini yapabilmek için farklı yaklaşımlar var haliyle. Çünkü mimarlık ürünü icra edildikten sonra kamuya ait olmaya başlıyor ve salt mimarlık alanında değerlendirme yapmak yeterli olmayabiliyor. O kentte, yakın yapılı çevrede yaşayan özel, tüzel kişiler ve toplulukların davranış biçimleri, ülkenin genel durumu, siyaseti, ekonomisine ilaveten, vatandaşın ve alandaki tüm paydaşların, mimar, mühendis - teknik grup - ve işveren, mal sahibi, yüklenici, küçüklü büyüklü hizmet ve malzeme alımı yapılan firmalar, yerel ve merkezi yönetimler - bakanlıktan başlayarak o yerin; vilayetin / ilçenin / mahallenin kendi iç yönetişim eğilimleri... Mimarlık ve inşaat alanında iş yaparken “var olma mücadelesi veren” çevredeki işgücü ağı, geleneksel ve konvansiyonel bina üretim biçimleri, bazen de çağdaş ortamda ortaya çıkan, yerinde olagelen uygulama şekilleri… Bütünsel bir bakışla, bu farklı aktörler ve unsurların incelenmesi ve müdahalesi çerçevesinde mimarlık işinin projelendirme ve uygulama süreci şekillenmekte. Katmanlı yapı nedeniyle, tam merkezde olması beklenilen mimarın ürünüyle olan birebir ilişkisi kolayca gerçekleşemiyor. Ve böylece, hikayenin öncesi ve sonrasında daha farklı durumlar izlenebiliyor.
“Basitleştirerek söylersek, iş sahibi, tasarım ve uygulama aşamasında olabileceklere beklentileri ve çıkarları doğrultusunda müdahale ediyor; kullanıcı da hazır nesneyi ihtiyaçları doğrultusunda sürekli değiştiriyor. İşte bu bakışla, tekil bir yapıyı ya da mimarlık nesnesini tasarım öncesi müzakere-pazarlık sürecinden başlayıp hayatı boyunca izlemek, anlık fotoğrafını çekerek onun üzerine konuşmaktan çok daha anlamlı…” [1]
Öncelikle, mimarlık alanındaki klasik ‘anlık imajlar’ ya da mimari projeye ait ortaya konulan çözümün nasıl ortaya çıktığını anlayabilmek için projeye yaklaşım teması ve hedeflenen mimari dil üzerine konuşmaya başlayalım. Bu arada, bina tasarımının çevresel, sosyal, ekonomik yönlerinin yanı sıra tasarım öncesi ve sonrası algıları da süperpoze ederek bir büyük resmi de sunmaya çalışacağız.
Anlık Resme Bakış / Mimari Tasarım
Künye ve Paydaşlar, Tasarım Ekibi: Kezer Mimarlık: Tolga Kezer ve İrem Dalkılıç; 2023, İzmir, 4700 metrekare, İşveren ve Yüklenici / Yapımcı: Yunusoğlu A.Ş.; Statik: Dere Prefabrik; Mekanik: Mirvan Mühendislik; Elektrik: DR Elektrik; Peyzaj Tasarımı: Kezer Mimarlık.
[2]
Yer / Bağlam
Binalar kompleksi İzmir Gaziemir sanayi gelişme bölgesinde Sarnıç Mahallesi’nde, ana ulaşımı aksı olan Ege Caddesi üzerinde bulunuyor. Son yıllarda hızla dönüşen bir sanayi dokusuna sahip olan 2010’ların başında ağırlıklı olarak küçük ölçekli imalat atölyeleri ve nitelikli işgücü barındıran nüfusu ile Sarnıç; bugün Allianz, Hilton gibi büyük markaların geldiği, karma kullanımlı bir alana dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm, bir yandan kentin üretim biçimlerinin değiştiğini, diğer yandan da endüstriyel mimarinin artık yalnızca işlevsel değil, temsil değeri olan bir mimari dile ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. EGEO binası bu arayışın mekânsal karşılığı olarak okunabilir.
Tasarıma Yaklaşım / Mekân kurgusu
Yapının bir endüstriyel - ticari kompleks olarak yapılması projenin ana fikri olarak vurgulanmakta. Tasarımcılar, iki farklı işlev ve içerisindeki yaşamı modüller halinde kurgulamışlar ve ticari işlevin ana cadde üzerine konumlanması ve arsanın arka tarafındaki kısmın da endüstriyel olarak kullanılmasına karar vermişler. Seçtikleri prefabrik strüktür teknolojisini, farklı bütçeler ve işlevsel nitelikte yapıda uygulayarak ve modülleri bir bütünün parçaları olarak birleştirmek gibi zorlu bir görevi de yüklenmişler. (
Resim 1, 2).
İnce uzun inşaat arsasında (58 m x 121 m) ve Adnan Menderes Havalimanı uçuş hunisine göre verilen 6,5 metre yükseklik sabit tutularak tasarlanan ticari ve endüstriyel birimlerde öne çıkan özellikler; bina modüllerinin ritmi, duvar ve çatının eşdeğer elemanlarla dönüşleri, perspektifi derinleştiren asma katlar, farklı yüksekliklerde hacimlerin birbirlerine bağlanarak ortaya çıkan estetik ve esnek iç kullanım mekânları, tepe ışıkları, ara kamusal mekân olarak görünmekte. (Resim 3, 4).
Yapılar çift cepheli tasarlanmış ve tüm birimler kendi içlerinde asma kat ve zemin katla birlikte mekânlaşmış. İki ana işlev arası geçiş alanları, peyzaj ve servis yolları düzenlenmiş. Bodrum kat ise tüm alana yayılarak yönetmeliklerde istenilen mekânları karşılamaktan geri kalmamış. Trafik çözümü ile iki yan yol ve arka tarafta açılan rampalarla yeraltı otoparkı olarak düzenlenmiş.
Mimari dil
“İçi - dışı bir olma hali” ya da “şeffaflık / netlik” var çözümlerde. Örneğin, cephede hangi boyuttaysa iç mekânda aynı kalınlıkta çözülen bir döşemeler; arasında hiçbir eleman görülmüyen doğrama ve prefabrik kirişler… Çıplak bir estetik sağlanması ve hiçbir elemanın diğerinin önüne geçmemesi ilkesi uygulanmış. Elemanlar birbiriyle koordineli şekilde çözülmekte ve her şeyin bir görevi, rolü var ve diğerinin önüne çıkmıyor, kimse diğerinin rolünü çalmıyor.
Taşıyıcı sistem elemanlarının en yalın halleriyle ifade edebilmesi için farklı çözümleri üretilmiş. Malzeme ise çıplak / brüt betonarme ve renklerde sadelik hakim tutulmuş. (Resim 5)
Ticari modüllerde, prefabrik bağlantılar alışılagelmiş metotların dışında ele alınmış. Prefabrik makas yerine üçgen çatı formunda kiriş elemanları yaptırılarak, sandviç paneller çelik aşıkların üstüne değil, aşıkların arasına alınmış. Böylece, bina detaylarının daha ince bir çatı görünüşü ile bitebilmesi ve yanlarındaki dikey sistemle entegre olmasını sağlamış.
“Çıplak endüstriyel temizlik’, çoğu şey düz gidiyor diyebiliriz. Herhangi bir pah yok. Bir elemanı içeriden ve dışarıdan aynı şekilde görüyorsunuz. Çatı detayları arasında da her şey görünür kılınıyor, fazladan hiçbir öge yok. Bu çıplaklığıyla Türkiye’de yapılabilecek endüstriyel bir yapının en sade hali diyebiliriz buna.” [3]
Çatıdan gelerek aşağıya dönen malzeme, normalde cephe malzemesi değil, ama o formun bütünlüğünü görmek için cephelerde kullanılmış. Arka taraftaki endüstriyel yapıdan gelen üst kot ön tarafa devam ederek sonlanıyor. İki binanın teknolojisi birebir aynı; sadece çatı malzemesi farklı. Endüstriyel prefabrik paneller klasik çözümlerin dışında yeniden yorumlanarak geçiş detayları ve fugalar ile sağlanmış. Böylece, mimari dokunuşlarla yapı daha albenili bir karakter kazanmış diyebiliriz.
Özetle, tasarım detayları, ilginç bir şekilde, mimarların gayretiyle, endüstriyel yapıların ülke ortamında o çözük ve henüz fazla gelişmemiş halinin inceltilmiş çözümlerini işlevsel ve görsel sunmakta.
Ticari / Endüstriyel Modüller
Ticari mekânlarda müşteriler ağırlandığı için daha farklı ve özenli yaklaşılmış, diğerinde imalat yapıldığından tek kullanıcı çalışanlar oluyor. Biri tam endüstriyel yapı niteliğindeyken, bir diğeri kısmen endüstriyel detaylarla çözümlenmiş ticari bir yapı olarak çözümleniyor.
Ticari yapının çeşitli açılardan çatıları görüldüğü için, onun daha temiz köşe detaylarıyla bitmesi için seçilen kenetli kaplamalar çok daha güvenli ve çağdaş bir sistem ve detayları daha iyi kontrol edilebiliyor. Endüstri yapısında ise ölçek farklılığından dolayı çatının yan tarafla birleşim detaylarını görülmediği için daha ekonomik olan sandviç panel sistemi seçilerek, detaylar daha farklı çözülüyor. Ticari’de yukarıda tek bir parça bir çatı makası Sanayi modülünde iki parça oluyor ve haliyle açıklıklar da farklı genişlikte… Öndeki binalarda çelik aşık, endüstriyelde prefabrik betonarme aşık bulunmakta. Malzeme geçişlerinde bırakılan fugalar benzerlik gösteriyor, aslında aynı detaylar farklı malzemelerle yorumlanıyor.
Endüstriyel kısımda zemin katta çoğu işlev düz ayak kullanılmakta, sadece asma katlara erişim meselesi dikkatimi çekti. Bu arada, maalesef, sanayi yapılarında engelli erişimi zorunluluğu olmadığını öğreniyorum. Buna rağmen, zemin katlarda basamak bile olmadan engelli erişimine uygun bir çözüme dikkat edilmiş. Projenin arka tarafındaki iki araç rampasıyla bodrum kata engelli erişimi sağlanabiliyor. Asma katlara engelli erişimi ancak merdiven asansörü ya da sonradan yapılması arzu edilir ise, müşteri tarafından asansör ile çözülebilir. Yatırımcının bunları zorunlu olmadığı için yapmadığını öğreniyoruz!
Asma katlarda ofis ve zemin kat ile yüksek boşluklu mekân ise farklı kullanılabiliyor. Aynı zamanda buralara vinç vesaire de girebiliyor. İstenirse asma katlı kısım diğer yüksek mekândan ayrılmak üzere kapatılabiliyor. Üst katlarda pencereler ve ışıklıklar da var. (Resim 6) Böylelikle hiç karanlık olmadan kullanılabiliyor sistem. Tabii bu yüksek boşluklu alan sembolik olarak da endüstriyel bir işlevi de bu göstermiş oluyor. Hatta eski usul alüminyum kaplamaları bile anımsatıyor. Sadece biraz daha kibar, biraz daha çağdaş çözülebilmesi açısından detaylar çalışılmış. Aynı mutfaktan aynı yemeğin iki farklı mizanpajla sunulması gibi farklı iki bütçeyle yapılan işlere benzetilebilir.
Detaylar / Çözümlemeler
Zemin katlar ve asma katlardaki tüm modüller bodrumda bütünleşmekte. Aşağıdaki tek bir bedenden çıkan iki ayrı kolon, ticari kısmın zemin ve asma katında ayrı segmentler halinde çalışmaktalar. Montajı zor olan bu parçalar özel imalat olarak gerçekleştirilmişler. (
Resim 7) Ticari kısımda asma katı taşıyan ana taşıyıcı prekast kirişleri oturtmak için yanlarda - normalde üçgen olan guseler - dikdörtgen prizma şeklinde ve deprem yükleri nedeniyle dışarıya çıkma yapacak şekilde çözümlenmiş; çatıyı taşıyan yukarıdaki kirişlerde ise, guse kirişin içine ankastre yani gömülerek oturtulmuş. Endüstriyel kısımda guse bitişleri üçgen kesitlere dönüşüyor kiriş - kolon - guse ilişkileri, kolonların pahları ve buna benzer detaylar derli toplu bir şekilde çözülmeye çalışılmış. Cephede gördüğümüz makaslar bile binanın çıplak halini göstermekte, herhangi bir giydirme elemanı ile kullanılmamış.
Binanın bütçesi oldukça düşük olduğu için, “sınırlı bütçelerle birçok detay ve strüktürel zorluğu aşmak” işte burada devreye giriyor. Az bütçeyle en azından bir şeyler yapabiliyor olmak ve farklı detaylar oluşturmak oldukça zor. Bunu yanında mimarların kendi tercihleri olan tasarım detayları da var. Örneğin, zemin katlarda bulunan oldukça yüksek “avatarlı” kapılar yapılmış. Rahat açılıp kapanması ve uzun kapı kollarının esnememesi için içine su borusu konularak basit ve ucuz malzemelerden pratik çözümler oluşturulmuş. Ayrıca, mekânları kiralayan müşterilerin kendi ihtiyaç ve tasarımlarına göre mekânı istedikleri gibi kullanılabilmeleri için “geçici elektrik donanımları” gibi kolaylıklar sağlanmış durumda.
Yapının esas özelliği özetle, fazlasıyla alışılagelmiş prefabrik kesitlerinin yeniden yorumlanıp, nitelikli tamamen çıplak bir endüstriyel bir mekân ya da yapıya dönüşmesi. Bütün detaylar tertemiz şekilde çözülmüş durumda; yapı boş istendiği için iç mekânlarda istenilen işlev gelebilecek esnek ve temiz bir mekân oluşturulmuş. Bu konuda, iki yüzyıl önce yaşamış mimarların bile aynı duyguları paylaştığını söylemeden de geçemeyeceğim. Örneğin, Erich Mendelsohn’un deyişiyle “endüstri yapılarımızda tasarım amaçlarımızdan birisi esneklik, bir başkası da statik ve tesisatın olabildiğince mimari ile bütünleştirilmesi” meselesinden bahsedilir [4].
Ara Mekânlar ve Peyzaj
Binanın en çok eleştirilecek yeri bu alandaki küçük modüller, bütünlük içerisinde yalnız kalmışlar sanki. Hemen burada üzeri kısmen örtülü bir açık panayır / pazaryeri ya da çevreden ve işyerlerinden akan insanlarla yemek ve çay / kahve araları buluşma yeri hayallerimle örtüşüyor. Ayrıca, modüller daha farklı boyutlarda olabilir miydi diye tasarımcılara takılıyorum, ışık alma sorunu nedeniyle yapmadıklarını anlıyorum. Sonuçta, kurallar nedeniyle bodrumun yukarıda belirli bir metrekareye sahip bir temsil mekânı olması gerektiğini ve bu mini modüllerin o nedenle tasarlandıklarını öğreniyoruz. Bu hacimler gerektiğinde farklı ticari ya da imalat firmalarının, zemin ofisi - karşılama mekânına ilaveten, bodrumda geniş kullanım alanları bulabileceği ara çözümler de sunabiliyor. Peyzaj için dikilen zeytin ağaçları tutmuyor, ama kenarlarda bırakılan potansiyel kumlu ve taşlı alanlar, kullanıcılarının sahip çıkması ve yardımlarıyla ileride ortamı güzelleştirebilecekler. (
Resim 8, 9).
İşin Öncesi / Arka Plan
İşin alınışı süreci, mal sahibine verilen bir teklif önerisiyle 2014’te başlıyor, ama uzun zaman atıl kalıyor bu öneri. 2021’de bu teklif bir emlak şirketi tarafından, işi sonradan yüklenecek firmaya öneriliyor ve işveren değişiyor. Bu arada mimarlar da aynı çevrede yaptıkları Zone Projesi’ni yeni bitirmişler ve çevredeki
network’ü daha iyi tanıyorlar. Gerek mimarlık uygulama deneyimi konusunda, gerekse çevre konusunda bilgilerini daha nitelikli kullanabileceklerini düşünerek tasarımı tekrar ele alıyorlar ve kendi projelerini daha farklı ve gelişmiş bir çözüme taşıyarak, bu işe imza atıyorlar.
Tasarım - Uygulama - ya - Sonra?
Kullanım Sonrası Meseleler
Yapım sonrası,
ticari kısımda iki dükkan kullanılıyor. Endüstriyel kısımda kullanılan modüllerde ise tekstil imalatçısı, kahve kavurucusu, soğuk hava deposu, elektronik firması ve araç kiralama ofisi bulunmakta. (
Resim 10). Bir cephe tamamen dolmuş durumda. Kullanıcıların ad ve logoları benzer yapılmış ve kullanılan renklerle uyumlu. Kullanıcılar mimara danışırsa, her zaman ilgileniliyor.
“Genel olarak şunu anlıyorum, mimar olarak, yapı aşağı yukarı bir buçuk yıldır kullanılıyor, demek ki yapı doğru analiz edip doğru bir şekilde yorumlanmış anlamına geliyor. Çünkü yapı içerisinde değişiklik yapılmadan insanlar kullanabiliyor. Örneğin endüstriyel kısımda, yukarıda, ofis gibi yapılmış, perde takılmış yerler görünüyor. Kısmen hayal ettiğimiz şeyler hayata geçmiş. Bina müşteriyle hayatta kalıyor. Ama yapı dönüşseydi, eklemeler olsaydı, ya da çıkartılsaydı, o zaman mimar olarak biz kendimizi sorgulardık. Bu çevrede üçüncü yapımız olduğu için çevreyi ve buradaki faktörleri bilerek, ihtiyaca cevap verebilmişiz demek ki.” [5]
Teknoloji
Türkiye’deki prefabrik imalatları tertemiz gelmediği için bina strüktüründe bazı hatalar görülebiliyor. Örneğin, yapı tamamlanmadan yapılan montajlar sırasında akan yağmur sularının iz bıraktığını görüyoruz. Prefabrik betonarme için üretilmiş bir teknoloji henüz yetersiz olduğu için pürüzlü yüzeyler kalabiliyor, bunların çaresi var tabii ki.
“Sonuçta, halihazır teknolojiyle bir mekân yaratmaya çalışınca bazı şeyleri geliştirmek, bazı şeyleri de kabul etmek zorunda kalıyoruz.” [6]
Sözleşmeler
Özellikle star mimarlar döneminden sonra 1970’lerden beri literatürde “kullanım sonrası değerlendirme” konularının önemini çok iyi biliyoruz. Mimarın en büyük problemlerinden biri. Yapıyı teslim ettikten sonra yapının sürdürülebilirliğinin tek şartı, yapıya birinin sahip çıkması. Mimar burada yeterli değil. Örneğin, ticari yapılardan birinde, mal sahibinin haberi olmadan arkaya klimayı takmış, doğramayı da eritmiş; halbuki klimaların dış ünitesinin konulacağı yer zaten tasarlanmış… Yapının kaderiyle mal sahibinin ilişkisi çok bağlantılı.
“Hayal ettiğimiz bir müşteri yönetimi yaşamıyor, maalesef burası terk edilmiş durumda.
Yani bakın temiz değil insanlar çok fazla önemsemiyor vesaire. Değerini bana çok fazla biliyorlarmış gibi gelmiyor yapının.” [7]
Büyük Resim ve Sonsöz
Bir zamanlar mimarlık tarihinde çokça öğrendiğimiz konuları ve yaklaşım olarak 20. yüzyıl başında ortaya çıkan ifadeci mimarlar, ya da “ekspresyonizm / dışavurumculuk” akımı ve Bauhaus ekolünü anımsadım. Çok ilginç binaların ortaya çıktığı bu dönemde, tam olarak katılmasam bile, tarafta “işlevselliğin formla ifadesi” varken, diğer tarafta ise “alışılmamış formlar ve malzemelerin” kullanılmasıyla “duygusal - bireysel bir tasarım arayışı” sergilediklerini biliyorum
[8].
Bu son noktadan hareketle, EGEO’nun mimarlarının da strüktür ve malzemeyle ilgili bir tutum arayışı olduğunu ve çıplak estetik arayışlarını, genelde ya da endüstri binalarında mimarlık çalışmaları açışından yeni ve nitelikli arayışların habercisi olarak yorumlamak istiyorum. Ayrıca, bir anlamda deprem konusunda yaralı bir ülke olmamız ve artık farklı inşaat tekniklerini de bu yeni arayışlarla birleştirmek zorunluğunda olmamız da buradan devam edilebilecek bir yol ayrımı da olabilir.
Tolga Kezer ve İrem Dalkılıç’la yaptığımız söyleşide son yıllarda teknolojinin ve mimarlığın geldiği yerde yapılabilecek güzel ve özverili çalışmalar olduğu görmek ümit verdi bizlere. Çünkü ülkenin karakteriyle ilgili olarak, hâlâ o meşhur gereksinmeler piramidinin alt kısımlarında dolaştığımız için, çoğu kişinin mimarlığı anlamadığı o noktada gerek mesleğimizi anlatabilmek ve gerekse de tasarım hayallerimiz buldurabilmek - uygulamak ve gelecek nesillere iyi bir şeyler aktarabilmek çok güzel... Böylesi keyifli çalışmalar için tüm mesleki yolların bizlere açık olması dileğiyle.
NOTLAR
[1] Ada, S., 2024, “Mimarlık ve Eleştiri: Kriz ve Yazı”, (https://yapidergisi.com/mimarlik-ve-elestiri-kriz-ve-yazi/). [Erişim: 30.10.2025]
[2] Kezer Mimarlık, “2023, “EGEO Projesi, (https://tolgakezer.com/en/anasayfa). [Erişim: 30.10.2025]; Yunusoğlu A.Ş., 2024, “EGEO Proje Bilgi Dosyası”, (https://yunusoglu.com.tr/wp-content/uploads/2024/09/izmir-gaziemir-egeo-1.pdf). [Erişim: 30.10.2025]
[3] Kezer, T.; Dalkılıç, İ., 2025, Sözel görüşme, İzmir, 21 Ekim 2025.
[4] Mimarizm, 3 Nisan 2008, “Endüstri Yapılarında Mimarlık”, (https://www.mimarizm.com/makale/endustri-yapilarinda-mimarlik_113539). [Erişim: 30.10.2025]
[5] Kezer, T.; Dalkılıç, İ., 2025, Sözel görüşme, İzmir, 21 Ekim 2025.
[6] Kezer, T.; Dalkılıç, İ., 2025, Sözel görüşme, İzmir, 21 Ekim 2025.
[7] Kezer, T.; Dalkılıç, İ., 2025, Sözel görüşme, İzmir, 21 Ekim 2025.
[8] Frampton, K., 2020, Modern Architecture: A Critical History, 5. Baskı, Thames & Hudson.
Bu icerik 578 defa görüntülenmiştir.