TEHDİT ALTINDAKİ KÜLTÜR MİRASI
Likya Arkeolojik Peyzajını Tehdit Eden Gelişmeler ve Alınması Gereken Dersler
Nevin Esin Tekin Bellibaş, Dr., Koruma Uzmanı Mimar, İstanbul Medipol Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Likya Bölgesi arkeolojik alanları, özellikle kıyı bölgesi benzersiz bir katmanlaşmaya sahiptir. Binlerce yıllık tarihinde, Arkaik Dönem çiftlik kalıntıları, bazıları bu alanların üzerine inşa edilmiş Klasik Likya Devri’nin tahkimatlı yapı ve yerleşimleri (ki günümüze çok az bilinen örnek ulaşmıştır), bu yerleşimleri yeniden düzenleyen ve Klasik Likya Devri’nin izlerini büyük oranda silen Helenistik Dönem kentleri, bu kentleri kısmen yeniden düzenleyip kamu yapıları üreten, kentler arasında sistematik yollar, su kanalları inşa eden Roma İmparatorluk Devri katmanlarının yer yer bir palimpsest biçiminde gelişmesinin nedeni, çok büyük oranda bu dağlık kıyı coğrafyasının fiziksel sınırlılıklarıdır. Yerleşecek yer az, yerleşimler arasında erişim zordur. Kayalık bölgeler arasından geçit veren her boşluk da, antik devirlerden beri kullanılagelmiştir. Bu geçitlerin çevresinde nekropoller, kaya mezarları, lahitler, sarnıçlar belirmiş, tepelerinde gözetleme kuleleri yapılmış, yerleşim dışı alanlar da belirgin biçimde kullanılmıştır ve bu kanıtlar antik devirlerdeki kültürel hareketliliği anlamamıza imkan verir. Dolayısıyla coğrafyanın kendine has koşullarına bağlı bir dolaşımı vardır ve burada gelişen her kültür ancak bu koşullarla uyum içinde var olabilmiştir. Zamanımıza hem benzersiz, hem nihai envanterinin çıkarılması oldukça zor, yer altında, kayalık tepelerde, maki bitki örtüsünün içinde, ulaşılmaz görünen yamaçlarında hala modern dünyanın haberi olmayan yapıları da içerebilecek, kalıntı alanlarının ancak bir kısmı tespit ve tescil edilebilmiş ve bilinmezleri çokça bir arkeolojik peyzaj ulaşmıştır: Arkeolojik değerlerin sadece tescilli sitler içinde değil, sitlerin bağlantıları ve coğrafya ile ilişkilerinden de türediğini anlatan bir peyzaj.
Bu benzersiz coğrafya ve arkeolojik peyzajın karşılaştığı tehditleri, arkeolojik mirasın geniş çaplı korunması konusunda eyleme geçmek için acı ve dikkate alınması gereken bir ders olarak değerlendirmek gerekli.
1980’lerden itibaren kontrolsüzce hızlanan kalkınma süreçlerinin kültürel miras ve doğal kaynaklar üzerindeki yıkıcı etkilerinin 1990’lı yıllarda iyice belirginleşmesi ile birlikte, bu süreçlerin öz kaynaklara zarar vermeden tasarlanması gerekliliği netleşti. Kalkınma yatırımlarının geliştirdiği barajlar, yollar, ulaşım merkezleri, enerji tesisleri gibi yüksek etkili yapılaşmalardan en olumsuz etkilenenlerden biri arkeolojik miras olmuştu. Arkeolojik mirası insanlığın ortak mirası, korunmasını ise insanlığın ortak sorunu olarak gören ICOMOS Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetim Tüzüğü (1990)
[1] ile Avrupa Konseyi Valetta Sözleşmesi (1992)
[2] dil birliğiyle aynı şeyi anlatmaya çalışıyordu: Arkeolojik miras, planlı kalkınma süreçlerinin sözüne kulak verilen bir paydaşı olmalıydı. Ne yazık ki ülkemizde çeşitli ölçeklerde planlara, sorumluluğu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bırakılmış boşluklar olarak yansıyan arkeolojik sit alanları, planlamaya paydaş olmak bir yana, sanki bağlamsız ve bağımsız – üstelik taşıdıkları bilgi bir tarihsel bütünün parçaları değilmişçesine birbirilerinden de bağımsız – ıssız adacıklar olarak karşımıza çıkıyor.
4434 sayılı yasa ile mevzuatımıza girmiş olan Valetta Sözleşmesi’ne rağmen 2024 senesinin başında karşımıza çıkan Kaş-Demre otoyolu projesi, önceki yıllarda aynı yolun uzantısı olarak önerilip kısmen iptal edilen Finike-Demre otoyolu projesi, Batı Antalya Havalimanı proje sahasında kalan Pınarbaşı Antik Siti’nin bazı alanlarının sit derecesinin düşürülmesi gibi kararların
[3], taş ocağı ve maden sahalarının
[4] arkeolojik mirası tehdit ediyor olması, tekrar başlangıç çizgisine işaret ediyor: Planlama yöntemlerinde arkeolojik mirası bir paydaş olarak tanımlamayan güncellemelere acilen ihtiyaç var, yoksa çok acı kayıplarla karşılaşacağız.
NOTLAR
[1] ICOMOS Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetimi Tüzüğü, Madde 2 (http://www.icomos.org.tr/Dosyalar/ICOMOSTR_tr0574229001536913919.pdf)
[2] 4434 sayılı yasa, Maddeler 5.2 ve 5.3 (https://www5.tbmm.gov.tr/kanunlar/k4434.html)
[3] 21.02.2017 tarih ve 5883 sayılı Antalya KVKBK kararı ile I. Derece Arkeolojik Sit olarak tescil edilen Pınarbaşı sit alanının yarısından fazlası, aynı koruma kurulunun 18.10.2018 tarih ve 8319 sayılı kararı ile III. Derece Arkeolojik Sit olarak yeniden düzenlenmiştir.
[4] Örneğin Tokluca (Demre) Çayı vadisindeki taş ocakları ve maden sahalarının Myra su yolunu tahrip ettiği araştırmacılar tarafından bildirilmektedir. Keza Turunçova kuzeybatısında Treşe ve Keşlik sitlerinin arasındaki maden ocaklarının etkileri hakkındaki endişeler 2008 senesinde meclis tutanaklarına girmiştir.
Bu icerik 894 defa görüntülenmiştir.