| |
450
TEMMUZ-AĞUSTOS 2026
| |
 |
-
Mücella Yapıcı, Mimar, Aktivist.
-
İclal Dinçer, Prof. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Emekli Öğretim Üyesi
-
A. Ege Yıldırım, Dr., Şehir Plancısı, Kültürel Miras Uzmanı; C. İrem Gençer, Doç. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
-
Sinan Burat, Doç. Dr., Southeast Üniversitesi Uluslararasılaşma Model Okulu
-
Elif Özlem Oral Aydın, Prof. Dr., Dekan, Gebze Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi
-
Taybuğa Aybars Mamalı, Arş. Gör., Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü
-
Dosya Editörleri: Ayşen Ciravoğlu, Bengüsu Döngül, Yusuf Turhaner
-
Arif Şentek, Mimar, ODTÜ (1970), TMMOB Mimarlar Odası Genel Sekreteri (1991-1992 ve 2000-2002), Yayın Komitesi Sekreteri (1973-1976)
-
Bülend Tuna, TMMOB Mimarlar Odası 40. ve 41. Dönem Genel Başkanı
-
Çiğdem Karabağ, Dr. Öğr. Gör., İstanbul Kültür Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü, Neslihan Dostoğlu, Prof. Dr., İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Bölümü
-
Ayşen Ciravoğlu, Bengüsu Döngül, Yusuf Turhaner
-
Güliz Özorhon, Doç. Dr., Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Bölümü; İlker Özorhon, Dr. Öğr. Üyesi, Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Bölümü
-
Pelin Yoncacı Arslan, Doç. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü; Funda Baş Bütüner, Doç. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü; Caner Arıkboğa, Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü; Elif Kaymaz, Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü
-
H. İlke Alatlı, Arş. Gör. Dr, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü; Seçil Tezer Altay, Dr., Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi
KÜNYE
|
|
 |
TEMA[S]
Kolektif Birlikteliğin Aracısı Olarak Mantarlar: Growing Matter(s) Pavyonu
Yusuf Turhaner
Sürdürülebilir bir gelecek için ekolojik duyarlılığın kritik bir eşiğe ulaştığı günümüzde, mimarlık ortamı yenilikçi malzemeler arayışına odaklanıyor. Bu arayışta da ilgili malzemelerin çevreye en az zarar verebilecek, çevreyle diyalog kurabilecek ve karbon ayak izimizi sıfırlayacak düzeylere indirebilmesi oldukça mühim. Hal böyleyken, 2025 yılı Milano Tasarım Haftası’nda Henning Larsen’in tasarladığı Growing Matter(s) pavyonunda, bu konunun mantarlar üzerinden ele alınması tesadüf sayılmaz. Nitekim tasarım, miselyumun canlı bir malzeme olarak potansiyelinin keşfedilmesi üzerine deneysel bir yol izler.
Öyle ki mantarlar, yalnızca kendi varlıklarını sürdürmekle kalmayıp diğer organizmalar için de yaşam ortamları inşa eden, dünyayı şekillendiren aktörlerdir. Yer altındaki miselyum ağları, vücutlarının dışına sindirim asitleri salgılayarak kayaları, kumu ve ölü odunları parçalar. Bu sayede bu cansız maddeleri bitkilerin kullanabileceği besinlere dönüştürerek yeryüzündeki toprağı inşa eder ve bitkilerin üzerinde büyüyebileceği bir zemin hazırlar.[1] Ayrıca mantarlar, miselyum ağlarıyla yalnızca tek bir ağaca bağlı kalmayarak ormandaki pek çok farklı ağaç türünü birbirine bağlar. Tabiri caizse, doğanın interneti[2] gibi, haberleşmeyi mümkün kılan bir sistematiğe sahiptirler. En sert koşullara dayanabilme yetenekleri onlar üzerinden “hayatta kalma” durumunu doğayla birlikte düşünmemiz için bir kapı aralar. Örneğin, Hiroshima’daki bombanın ardından ayakta kalan ilk canlının matsutake mantarı olduğunu söyleyen Tsing[3], beklenmedik koşullara ve çevresel tahribata karşı mantarların bir umut ışığı olabileceğinin altını çizer.
Söz konusu teorik çerçeveyi somutlaştıran Henning Larsen’in Growing Matter(s) pavyonu, bu bağlamda, strüktürün iki temel bileşeninden oluşuyor: Taşıyıcı bir iskelet sistem ve ona eklemlenen miselyum küreler. Öyle ki tasarımda kullanılan miselyum, geleneksel malzemelerin aksine, nem, hava akışı ve çevresel faktörler tarafından şekillendirilen bir süreçte büyür, uyum sağlar ve dönüşen bir biyomalzeme olarak karşılık bulan bir yapıdadır.[4] Nitekim çevresiyle birlikte gelişen ve kendi ekosistemini oluşturan bu yapı, küçük farklılıkların biraraya gelerek nasıl bir birliktelik oluşturduğunu göstermesi açısından da oldukça zengin bir etkiye sahiptir. Her biri birbirinden farklı büyüklükte yer alan, 24 metrekarelik bir alan kaplayan ve 80 küreden oluşan bu çalışmanın, mimarlık dünyasında gelecek için yeni bir potansiyel oluşturduğunu söylemek de mümkün.
Diğer bir yandan, çoklu duyusal bir mekân olarak kurgulanan pavyon, görsel algının ötesine geçerek dokunsal ve kokuya dayalı duyuları da sürece dahil etmesi açısından önem kazanıyor. Örneğin, bazı kürelerin sık ve pürüzsüz olurken bazılarının ise çatlak, gözenekli ve düzensiz dokulara sahip olması[5], haptik deneyimi tetikleyen bir araca dönüşerek katılımcıları enstalasyonla dokunsal etkileşime girmeye teşvik eder. Aynı zamanda mantarın kendine özgü kokusu, pavyonu deneyimleyen kişilerin strüktürle olan bedensel etkileşimini kaçınılmaz kılar. (Resim 1 – 4) Bu duyusal temas, insanı ekosistemin aktif bir parçası olarak içine katarak “birliktelik” sürecini başlatan önemli bir adım olarak anlam kazanır.
Sonuç olarak, Growing Matter(s) pavyonu üzerinden görünür kılınan miselyumun, karbon ayak izinin azaltılması, yenilenebilir malzemenin teşviki ve ekolojik koşullara adaptasyon konularındaki potansiyeli göz önüne alındığında, şu soruyu sormak elzem hale gelir: "Geleceğin mimarlığında mantarlar, ekolojik dengenin onarıcı bir aktörü ve kolektif birlikteliğin bir aracısı olabilir mi?"
NOTLAR
[1] Tsing, Anna Lowenhaupt, 2015, The Mushroom at the End of the World: On the Possibility of Life in Capitalist Ruins, Princeton, NJ: Princeton University Press, ss.3–138.
[2] Stamets, Paul, 2005, Mycelium Running: How Mushrooms Can Help Save the World, Ten Speed Press, ss.2–11.
[3] Tsing, 2015.
[4] Henning Larsen, 2015, “Growing Matter(s)”, (henninglarsen.com/projects/growing-matters). [Erişim: 05.08.2026]
[5] A.g.e.
Bu icerik 61 defa görüntülenmiştir.
|
 |
|
|