450
TEMMUZ-AĞUSTOS 2026
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Dosya Editörleri: Ayşen Ciravoğlu, Bengüsu Döngül, Yusuf Turhaner



KÜNYE
MİMARLIK TARİHİ

Verinin Coğrafyası: Dijital Beşerî Bilimler Odağında Çanakkale Boğazı

Pelin Yoncacı Arslan, Doç. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü; Funda Baş Bütüner, Doç. Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü; Caner Arıkboğa, Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü; Elif Kaymaz, Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

Çanakkale Boğazı’nı Dijital Beşerî Bilimler (DBB) yöntemleri aracılığıyla çok katmanlı ve ilişkisel bir peyzaj olarak yeniden okumayı amaçlayan makale, geleneksel doğrusal tarih anlatılarının ötesine geçerek, uzaktan okuma, ağ analizi ve veri haritalama tekniklerini kullanan dört çalışma üzerinden ilerliyor. Tarihsel kartografyanın dijital kronolojisi, Birinci Dünya Savaşı’nın altyapısı ve peyzajı, Gelibolu Kalesi üzerinden yapı malzemelerinin jeolojik dolaşımı ve balıkçılık endüstrisinin ekolojik - lojistik dönüşümüne odaklanan çalışmaları ele alan yazarlar, bu makalede, askerî arşivlerden jeoloji çalışmalarına uzanan heterojen veri setlerini analitik yöntemlerle birleştirerek Boğaz’ın görünür olmayan kartografisini kurguluyor.

Günümüzde çevresel ve sosyo-politik sorunlar, mimarlık, kentsel planlama ve peyzaj mimarlığı gibi yapılı çevreyi şekillendiren disiplinlerin eylem alanlarını dönüştürmekte ve disiplinler ötesi etkileşim biçimlerini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, disiplinlerarası bir araştırma yöntemi olan dijital beşerî bilimler, DBB (digital humanities), ilgili disiplinlerin yazını ve eğitiminde eleştirel düşünceyi ve alternatif bilgi üretim modellerini destekleyen bir araştırma zemini sunar. [1] DBB’nin hesaplamalı yöntemleri, ileri veri toplama teknikleri, ağ analizi ve yaratıcı haritalama pratikleri, geleneksel doğrusal anlatı yapısını dönüştürerek, yerini çok sesli, sürekli revize edilebilen ve veri tabanlı kolektif bilgi üretimine bırakma potansiyeli taşır. [2]

Bu kabulden hareketle makale, Çanakkale Boğazı’nı (Dardanelles) DBB odaklı bir yaklaşımla yeniden okumayı amaçlar. Yerleşik doğrusal anlatılar çerçevesinde çoğunlukla anma mekânı olarak, kültürel ve tarihsel referanslarla ele alınan Boğazın, ağ analizleri, haritalama ve niceliksel analiz gibi “uzaktan okuma” (distant reading) teknikleriyle farklı veri katmanları üzerinden incelenmesi mümkündür. İlgili yöntemler Boğazı yarımadayla birlikte örgütlenen ilişkisel bir peyzaj olarak ele alır ve yerleşik temsil rejimlerinin yeterince görünür kılamadığı örüntüleri analitik olarak açığa çıkarır.

Makale, tarihsel kartografyalar, peyzaj dokümantasyonları, askerî arşivler ve üretim tarihlerini kapsayan çeşitli veri setlerine dayalı dört çalışma [3] üzerinden Çanakkale Boğazı’nı askerî, ekolojik ve lojistik ilişkilerin kesişiminde inceler. Denizsel - karasal, askerî - sivil, yüzey - derinlik gibi karşıtlıkların sorgulandığı projeler, su - kara - hava arasındaki bölgesel (territorial) sürekliliği / sınırsızlığı açığa çıkarır. Böylece Boğaz, çizgisel coğrafi bir eşik değil, farklı ölçeklerde işleyen hacimsel ilişkiler alanı olarak belirir. DBB yöntemleri ise karmaşık verileri peyzajın bölgesel örgütlenişini yeniden yorumlamaya imkân veren etkin bir araştırma aracına dönüşür.

PEYZAJIN ÇÖZÜMLENMESİNDE DİJİTAL BEŞERÎ BİLİMLER

Çanakkale Boğazı’nı DBB aracılığıyla çözümleyebilmek için, öncelikle peyzajın bu araştırma kapsamında nasıl kavrandığını ortaya koymak gerekir. Peyzaj, yalnızca fiziksel çevre olarak değil, tarihsel, ekolojik, altyapısal ve politik ilişkilerin katmanlaştığı bir çevre olarak ele alınır. Gareth Doherty’nin belirttiği gibi, peyzaj, verili bir doğal arka plan olmanın ötesinde zaman içinde değişen ve yeniden yorumlanan çok katmanlı bir alandır. [4] Doherty’ye göre her peyzaj, önceden var olan bir zemin üzerine yazılır; doğal süreçlerin, toplumsal pratiklerin ve tasarım müdahalelerinin izleri, yeni eklemelerle birlikte katmanlaşarak varlığını sürdürür. Bu haliyle peyzaj, tekil ve doğrusal bir tarihsellik değil, farklı zaman dilimlerine ait izlerin eşzamanlı olarak bir arada bulunduğu katmanlı bir zamansallık taşır.

Çanakkale Boğazı’nı çoklu ilişkilerin kesiştiği bir peyzaj olarak düşünürken, Pierre Bélanger’in altyapı odaklı yaklaşımı, tartışmayı genişleten ve derinleştiren bir çerçeve sunar. [5] Bélanger’e göre peyzaj, yalnızca kültürel olarak temsil edilen bir yüzeyle sınırlı kalmaz. Akışlar, altyapılar ve dolaşım sistemleri aracılığıyla kurulan ilişkisel bir ağ olarak kavranır. Bu tanım, peyzajın doğal ve ekolojik süreçlerle olduğu kadar, enerji, ulaşım ve lojistik hatlarıyla da şekillendiğini gösterir. Böylece katmanlaşma, tarihsel izlerin üst üste binmesinin ötesinde, farklı ölçeklerde işleyen altyapısal bağlanırlıkların sürekliliği olarak da tartışılabilir. Peyzaj bu anlamda sabit bir zemin değil, ilişkilerin yeniden düzenlendiği bir akış alanıdır.

Bu nedenle peyzajın çözümlenmesi, temsile dayalı betimlemelerin ötesine geçen yaklaşımlara ihtiyaç duyar. Çevresel ve tarihî veriyi etkin bir araştırma aracına dönüştüren DBB yöntemleri, peyzajın farklı zaman, ölçek ve veri katmanları boyunca kurulan ilişkilerini analitik olarak görünür kılmaya imkan tanır. Peyzaj, yalnızca temsil edilen bir yüzey olmaktan çıkar ve bilginin üretildiği, ilişkilerin açığa çıktığı bir araştırma alanı olarak yeniden konumlanır. Peyzaj çalışmaları alanında Wybe Kuitert’in önerdiği “jeo-tarihsel harita çakıştırma” (geo-history map overlay) yöntemi bu yaklaşımın örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Kuitert’in yöntemindeki DBB araçları, doğa bilimleri ile beşerî disiplinler arasında metodolojik bir köprü kurarak yere bağlı sistemlerin bütüncül biçimde analiz edilmesine olanak tanır. [6] CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) gibi dijital platformlar aracılığıyla yürütülen bu süreçler, toprak yapıları, jeomorfolojik özellikler ve yeraltı suyu verileri gibi “teknik (hard)” bilimsel verilerin, tarihsel yerleşim örüntüleri, etnografik veriler ve çevresel algı gibi “sosyal (soft)” beşerî değerlerle dijital ortamda üst üste bindirilmesini temel alır. [7]

Peyzaj ve çevre tarih yazımında dijital beşerî bilimlerin bir diğer temel katkısı, materyalleri niceliksel verilere dönüştürerek insan ve doğa tarihlerini birbiriyle ilişkilendirebilmesidir. DBB, bu ilişkiyi uzaktan okuma ve dijital haritalama teknikleriyle analiz eder. Parçalı arşiv belgelerinin dijital “katmanlar” (shapefiles) halinde biraraya getirilmesi, literatürdeki boşlukları ve ideolojik seçimleri görünür kılan eleştirel okumaları mümkün kılar. Örneğin, Anne Whiston Spirn’ın 2005 tarihli “Mill Creek” projesi, tarihsel demografik veriler, nüfus sayım tabloları ve eski haritalar ile gömülü dere yatakları gibi fiziksel coğrafya unsurlarını üst üste bindirerek, kentsel çöküntü alanları ile çevresel adaletsizlikler arasındaki görünmez ilişkiyi analitik olarak ortaya koyar. [8] Böylece DBB yöntemleri, fiziksel ve sosyal süreçlerin kesişim noktalarını deşifre eden “peyzaj okuryazarlığı” (landscape literacy) araçları olarak işlev görür. [9]

İlgili örneklerle de görüldüğü gibi veri, sabit ve pasif bir bilgi kaynağı olmaktan çıkarak, katmanlaştırma, hesaplamalı haritalama ve ağ analizi gibi yöntemler aracılığıyla yeni ilişkilerin keşfedildiği üretken bir araştırma ortamına dönüşür. Bu tür verilerle üretilen dijital çalışmalar, peyzajı zamansal, mekânsal, ekolojik, ekonomik ve politik katmanların kesiştiği dinamik bir ilişkiler alanı olarak okumayı mümkün kılar. Dolayısıyla peyzaj, doğal süreçler, insan hareketliliği, üretim ağları, askerî stratejiler ve kültürel anlatılar arasındaki karşılıklı biçimlenen ilişkiler üzerinden yeniden okunabilir. Temsil ile analiz arasındaki sınırları bulanıklaştıran DBB yöntemleri ise bu okumayı betimleyici işlevlerinin ötesine taşıyarak eleştirel bir düşünme pratiğine dönüştürür.

ÇOKLU VERİ ÜZERİNDEN ÇANAKKALE BOĞAZI HARİTALAMALARI

Çanakkale Boğazı’nın çok katmanlı bir peyzaj olduğu kabulü, kartografik temsillerden savaş altyapılarına, yapı malzemelerinin dolaşımından endüstriyel üretim ağlarına kadar uzanan farklı veri türleri aracılığıyla okunabilir. Bu bölümde ele alınan dört çalışma, farklı veri türlerini bir araya getirerek Boğaz’ın tarihsel, mekânsal ve ekolojik katmanlarını dijital haritalama yöntemleriyle tartışmaya açar. Böylece Boğaz peyzajı, temsil, altyapı, madde ve ekoloji eksenlerinde yeniden yorumlanabilir.

Boğazın Kartografik Hafızası

Çanakkale Boğazı, Ege Denizi’ni Marmara Denizi’ne bağlayan doğal geçit olması nedeniyle dünyanın stratejik deniz geçiş noktalarından (chokepoints) biri olarak, binlerce yıldır bölgesel güç mücadelelerinin seyrini belirlemiştir. Büyük İskender’in Asya’ya, I. Serhas’ın ise Avrupa’ya geçişleri, Boğaz’ın kıtalararası bir köprü niteliğindeki tarihsel rolünü simgelemektedir. [10] Söz konusu tarihî olaylara dair birincil kayıtlar nadir olsa da Boğazın “geçilebilirliği” tarih boyunca sorgulanmıştır. Geçmek için öncelikle sınırlar bilinmelidir, bir başka deyişle “çizilmelidir.” Bu nedenle Osmanlı, Venedik ve Fransız kartograflar ile gravür sanatçıları Dardanel’i farklı dönemlerde defalarca haritalandırmıştır. [11]

Bu bilgiden hareketle ilk çalışma, odağı Boğaz hakkında “ne yazıldığına” bakmaktan önce “nasıl çizildiğine” kaydırarak Çanakkale Boğazı’nın tarihsel temsilini çözümlemeye yönelir. (Resim 1) Çalışmanın, seyir haritalarından seyahatname illüstrasyonlarına uzanan geniş bir harita veritabanı aracılığıyla Boğazın farklı dönemlerde nasıl algılandığını inceler. Kitâb-ı Bahriyye, David Rumsey Harita Koleksiyonu, Bibliothèque nationale de France (BnF), çeşitli tarihsel seyahatnameler, SALT Araştırma, Avustralya Savaş Anıtı ve Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye gibi önemli arşivlerden derlenen 91 harita, eleme ve değerlendirme sürecinin ardından 1500’lerden 2000’lere uzanan 63 haritalık nihai sete indirgenmiştir. Seçilen haritalar dijital araçlarla ile yeniden üretilmiş, geometrik olarak normalize edilmiş, Boğazın tarihsel referans noktalarına göre çakıştırılmıştır. Manuel izleme yöntemiyle kıyı şeritleri ayrıştırılmış ve temsil doğruluğunun dağılımı karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen görselleştirmeler Boğazın en dar noktası olan bugünkü Çimenlik ve Kilitbahir kalelerinin birleştiği alan ile Gelibolu yerleşiminin yüzyıllar içindeki sürekliliğini göstermektedir. Bu durum, tarihsel haritaların metrik mükemmellikten çok, savunma amaçlı dar geçitler ve liman girişleri gibi “hayati organların” okunabilirliğini öncelediğini göstermektedir. Peyzajın “örtülü bilgisini” (tacit knowledge) öne çıkaran bu katmanlı gösterim, her bir haritanın tarihsel kanıt niteliği taşıdığını ve kıyı şeridinin stratejik planlamanın bir belgesi olarak okunabileceğini ortaya koyar.

Savaş Peyzajının Altyapısı

Tarihsel haritalarda Çanakkale Boğazı’na ilişkin sürekliliğin büyük ölçüde savunma yapıları üzerinden izlenmesi, bölgenin tarihsel olarak çatışma coğrafyası niteliği taşımasıyla ilişkilidir. Boğaz kıyılarındaki yerleşimler, İstanbul’a ve Karadeniz’e deniz yoluyla erişimi denetleyen bölgesel güvenliğin temel taşları olmuşlardır. Birinci Dünya Savaşı’ndaki Çanakkale Savaşları, bu stratejik gerilimin en belirgin örneğidir. Bu bağlamda, ikinci çalışma peyzajın çatışma koşulları altındaki değişimini sorgulayarak, Birinci Dünya Savaşı’nın insan merkezli ekonomik ve jeopolitik anlatılarını, peyzajı etkileyen mekanizmalara dair verilere dönüştürür. (Resim 2) Çalışma, Çanakkale Boğazı’nın doğal topoğrafyasının ve su ortamının nasıl bir “savaş peyzajına” (warscape) dönüştüğü sorusundan yola çıkar. Birinci Dünya Savaşı’na ait birincil ve ikincil kaynaklardan derlenen siper haritaları, topçu menzil verileri, denizaltı mayın döşeme kayıtları, gözlem balonu konumları ve batık gemi koordinatları gibi heterojen veri kümeleri üzerinden Boğaz’ın savaş peyzajını görsel olarak inşa eder. [12] Üretilen çok katmanlı dijital haritalar, strateji ile peyzaj arasında karşılıklı biçimlendirici ilişkiyi gösterir. Çatışma sürecindeki insan ve ekipman hareketliliğinin mekânsal izleri, teçhizat ikmal rotaları, ateş menzilleri ve karşıt tarafların birbirine göre konumlanma örüntüleri sistematik olarak takip edildiğinde alternatif bir anlatı olduğu görülür. Boğaz’ın güneye göre daha az taranan kuzey kıyılarının yerleşik savunma stratejilerinin dışında kalır. Kuzey - güney aksından başlayarak ve tek yönlü çalışan topçu menzilleri, Boğaz’ın dar noktasında yoğunlaşır, güney uçlarında ise seyrelir. Bu dağılım, savaş teçhizatının yerleştiği peyzajın bilgisiyle şekillendiğini gösterir. Siper peyzajının modellendiği harita ise Gelibolu Yarımadası’nın doğal topoğrafyasının siper yönü ve yerleşimi üzerindeki kritik rolünü ortaya koyar.

Araştırmanın Boğaz’a dair görünür kıldığı bir diğer durum, savaş gemisi batıklarının çevresinde kendi ekolojisini oluşturarak gelişen yeni yaşam türlerinin oluşturduğu peyzajdır. [13] Çalışma, çatışma kronolojisi ile çatışma sonrası habitat gelişim süreçlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirir. (Resim 3) Bu okuma, Çanakkale Boğazı peyzajının, tarihsel ve kültürel anlatıların ötesinde, savaşın maddi kalıntıları ve insan ölçeğini aşan çevresel süreçler tarafından biçimlendiğini ortaya koymaktadır.

Taşın Coğrafyası

Savaş peyzajına daha dolaylı ancak daha yakından bakan üçüncü çalışma, Gelibolu kent merkezinin simgesi haline gelmiş kale burcunu odağına alır. (Resim 4) Erken Bizans döneminde Gelibolu Kalesi’nin bir parçası olarak inşa edilen burç, daha sonra Geç Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de kullanılmıştır. Osmanlı döneminde kale, hisar ve çevredeki kalıntılardan devşirilen parçalar Gelibolu Tersanesi’nin yapımında kullanılmıştır. [14] Haliç Tersanesi’nin yapımına kadar önemini koruyan tersaneden günümüze kalan son burca odaklanan çalışma, yapının malzeme coğrafyasını jeolojik veriler üzerinden araştırır. Burcun cephelerini oluşturan taş ve tuğlanın üretim ve çıkarım alanlarını haritalandırarak, duvarlarda kullanılan mermer parçalarının olası kaynakları, yakın çevredeki mermer yatakları ve Marmara Adası’nı da kapsayan daha geniş bir coğrafyadaki mermer dolaşım yolları üzerinden incelenir. (Resim 5) Çalışma ayrıca, duvarlarda kullanılan ve çevrede “Gelibolu Taşı” olarak bilinen taşın olası kaynaklarını araştırır. Bu amaçla, Beyce Burnu gibi çıkarım sahaları ile Evreşe Ovası, Bakla Burnu, Suğla Koyu, Akbaş Feneri, Bigalı Kalesi ve Mata Dağı gibi bu taşa litolojik ve çökelme özellikleri bakımından benzer alanlardan elde edilen kum ve fosil içeren taş örnekleri karşılaştırmalı olarak incelenir.

Bunun yanı sıra, kavramsal olarak da yorumlanan bu taş, tarihsel olayları çok daha uzun jeolojik süreçlerin içine yerleştirerek farklı bir zamansal ölçek sunar. Yeniden kullanılan her taş (spolia), hem sürekliliğin hem de kopuşun izlerini taşır; bu durum, Boğaz peyzajının tarih boyunca keskin sınırlarla bölünemeyeceğinin somut bir göstergesi olur.

 

Üretimin Ekolojisi

Son çalışma, endüstrileşen balıkçılığın Çanakkale Boğazı’ndaki mekânsal pratiklerine odaklanır. (Resim 6) İlk aşamada bölgenin önemli bir geçim kaynağı haline gelen konserve endüstrisinin dönüştürdüğü balıkçı yerleşimlerini, gemi tiplerini ve balık ekosistemini ele alır. [15] 1950’lerden önce, Çanakkale Boğazı’ndaki balıkçılık, ahşap teknelere, düşük güçlü motorlara ve doğal elyaf ağlara dayanan küçük ölçekli, geleneksel bir faaliyet niteliği taşımaktaydı. Yirminci yüzyılın ortalarında naylon ağların, dizel motorların, sonar ve yankı ölçerlerin benimsenmesiyle boğazdaki balıkçılık faaliyetleri giderek makineleşmiş ve genişlemiştir. 1980’ler ve 1990’lara gelindiğinde, endüstriyel konserve tesislerinin ortaya çıkışı bu dönüşümü tamamlamış; balıkçılığı hem denizde hem karada işleyen sanayileşmiş bir yapıya kavuşturmuştur. Böylece, Boğaz’ın sardalya ekosistemindeki mevsimsel değişimlerle birlikte yapılan haritalama, canlı popülasyonlarının suyun hareketliliğiyle ilişkisini karadaki üretim ekonomileri ve politikalarıyla birlikte düşünmeye olanak tanır. Devamında, 1928 yılında kurulan ve bölgenin ilk balık konservesi fabrikası olan Alâeddin Kemerli Konserveleri ile 1980’lerin ortasında kurulan Dardanel A.Ş.’nin üretim mekânları üzerinden yapılan okuma küresel lojistik ağlarını yerel endüstriyel mirasla ilişkiyi ortaya koyar. [16] Ayrıca, geleneksel atölyelerden endüstriyel komplekslere geçişin, balıkçılık faaliyetlerinden makro-politik dinamiklere kadar pek çok parametreyle bağlantılı olduğunu tartışmaya açar. Bu çalışma, Boğaz’ı hem deniz göçleri için hayati bir ekolojik koridor, hem de balıkçılık endüstrisi ve uluslararası ticaret yollarının kesiştiği işlek bir lojistik arter olarak tanımlar. Böylece, Çanakkale ve Boğaz’ın endüstriyel mirası, askerî ve tarihsel katmanlarla birlikte çok ölçekli bir anlatının parçası olur. Katmanlaşma ise tarihsel izlerin, üretim ağlarının ve farklı ölçeklerde işleyen altyapısal bağlanırlıkların sürekliliği olarak ortaya çıkar.

SONUÇ

Bu makale ile Çanakkale Boğazı’nın çok katmanlı ilişkisel peyzajı görünürlük kazanmaktadır. Yapılan çalışmalar ile bölgenin doğrusal / statik tarih anlatılarının yerine veri görselleştirmeden arşiv küratörlüğüne ve dijital haritalamaya kadar uzanan kapsamlı ve özgün bir bakış açısı geliştirilmiştir.

Tarihsel kartografyaların dijital olarak çakıştırılması, kıyı çizgisinin farklı dönemlerin stratejik öncelikleriyle biçimlenen akışkan bir eşik olduğunu ortaya koymuştur. Savaş peyzajına odaklanan çalışma, bu eşiği Boğaz’ın çizgisel bir kıyı sınırı olmaktan çıkararak suyun derinliği ve havadaki menzillerle tanımlanan hacimsel bir çatışma sahası olarak yeniden yorumlamıştır. Litoloji verisi ve dolaşım coğrafyası üzerinden yapılan okumalar, Boğaz’ın tarihsel katmanlarını jeolojik zaman ve bölgesel madde ile ilişkilendirmiştir. Endüstriyel balıkçılık çalışması ise Boğaz peyzajını kuran aktörlerin ve ağların çoğaltılmasına katkı sağlamıştır. Bu çalışmaların ortak katkısı, Çanakkale Boğazı’nı su - kara, askeri - sivil, yüzey - derinlik, geçmiş - şimdi gibi ikili ayrımların ötesinde, bu ortamlar arasındaki geçişleri, dolaşımları ve hareketleri kaydeden bütüncül ve hibrit bir Boğaz peyzajı olarak okumalarında ortaya çıkmaktadır.

Boğaz’daki bölgesel örüntülerin askerî stratejiler, endüstriyel altyapı, lojistik ağlar ve maddesel döngüler üzerinden okunması, peyzajı dinamik bir bilgi alanı olarak tanımlar. DBB’nin sunduğu metodolojik araçlar Çanakkale Boğazı peyzajının sürekli yeniden üretilen, canlı ve aktif bir bilgi ve araştırma zemini haline getirir. Ortaya çıkan yeni kartografik kurgular, Çanakkale Boğazı’nın çok ölçekli ve çok zamanlı ilişkilerinin, su - kara - hava arasındaki bölgesel sürekliliğinin analitik bir biçimde açığa çıkmasında bir başlangıç noktası sunar.

Makalenin dayandığı lisansüstü ders ortamı da bu yöntemin önemli bir parçasıdır. Bu ortamda geliştirilen çalışmalar, mimarlık tarihi, peyzaj araştırmaları ve haritalama pratiklerini ortak bir araştırma laboratuvarında buluşturmuştur. Her proje farklı bir veri türüne, ölçeğe ve soruya odaklanırken, birlikte Çanakkale Boğazı’nın çoğul ve tamamlayıcı kartografyasını üretmiştir. Bu yönüyle DBB, mimarlık tarihi araştırmasını bireysel ve metin merkezli bir üretimden kolektif, görsel, karşılaştırmalı ve açık uçlu bir bilgi üretim sürecine taşımaktadır.

NOTLAR

[1] Beşerî bilimlerde programlama, hümanist enformatik, edebî ve dilbilimsel bilişim, beşerî bilimlerde dijital kaynaklar ya da e-beşerî bilimler gibi çeşitli adlarla anılan bu alan, güncel literatürde ağırlıklı olarak Dijital Beşerî Bilimler (DBB) terimiyle karşılık bulmaktadır.

[2] Bakınız: Georgopoulou, M. S. vd., 2025, “Approaches to Digital Humanities Pedagogy: a systematic literature review within educational practice”, Digital Scholarship in the Humanities, cilt:1, sayı:40, ss. 121–137; Spiro, L., 2012, “This Is Why We Fight’: Defining the Values of the Digital Humanities”, Debates in the Digital Humanities, M. K. Gold (ed.), London: Minnesota Press, ss.16–35; O’Sullivan, J., 2022, “Introduction: Reconsidering the Present and Future of the Digital Humanities”, The Bloomsbury Handbook to the Digital Humanities, J. O’Sullivan (ed.), Bloomsbury Publishing, ss.1–4.

[3] Bu makale 2025 - 2026 Güz döneminde Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi Lisansüstü Programı’nda Pelin Yoncacı Arslan, Funda Baş Bütüner, Caner Arıkboğa ve Elif Kaymaz yürütücülüğünde açılmış olan AH516 Architectural History Digital Humanities Lab dersi kapsamında üretilmiş öğrenci işleri üzerinden kurgulanmıştır.

[4] Doherty, G., 2015, “Is Landscape Literature?”, Is Landscape...?: Essays on the Identity of Landscape, G. Doherty (ed.), C. Waldheim (ed.), London: Routledge, ss.1–4.

[5] Bélanger, P., 2009, “Landscape as Infrastructure”, Landscape Journal, cilt:1, sayı:28, ss.79–95.

[6] Kuitert, W., 2013, “Urban landscape systems understood by geo-history map overlay”, Journal of Landscape Architecture, cilt:1, sayı:8, ss.54–63; “The Art of Comparison: Geo-history Map Overlay”, Journal of Digital Landscape Architecture, cilt:2, sayı:18, ss.172–181.

[7] Örneğin Kuitert’in 2013’teki çalışmasında, Berlin’in 1950 yılındaki yeşil alan dağılımının (tarihsel veri) binlerce yıl önceki buzul vadisi kumlarıyla (jeolojik veri) dikkat çekici biçimde örtüştüğü görülür. Bu örtüşme, kentsel formun altında işleyen görünmez coğrafi ontolojiyi ortaya çıkarması açısından çarpıcıdır.

[8] Whiston Spirn, A., 2005, “Restoring Mill Creek: Landscape Literacy, Environmental Justice and City Planning and Design”, Landscape Research, cilt:3, sayı:30, ss.395–413.

[9] Benzer biçimde, 2021 yılında Bağdat üzerine yapılan CBS tabanlı bir çalışma da, parçalı arşiv haritalarının dijital dosyalara dönüştürülmesi sürecinde, dönemin plancılarının dinî mezhepleri görmezden gelen bilinçli boşluklar bıraktığını ortaya koyar. Stanek, Ł., 2021, “When Baghdad Was Like Warsaw: Comparison in the Cold War”, Writing Architectural History: Evidence and Narrative in the Twenty-First Century, Aggregate (ed.), University of Pittsburgh Press, ss.162–176; 310 – 313.

[10] Bakınız, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Arşivi; Wood, M., 1987, In search of the Trojan War, New American Library; Setton, K. M., 1991, Venice, Austria, and the Turks in the seventeenth century, Philadelphia: American Philosophical Society; Mugnai, B., 2018, The Cretan War, 1645–1671: The Venetian - Ottoman struggle in them Mediterranean, Helion & Company.

[11] Ülkekul, C., 2015, Altın Kapı Çanakkale Boğazı ve Çanakkale savaş alanının haritaları, Harita Genel Komutanlığı; Nemlioğlu Koca, Y., 2017, “Dardanelles, Hellespont, Çanakkale: Çanakkale haritaları”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, cilt:22, sayı:15, ss.109–134; Eyice, S., 1980, “Çanakkale Boğazı Kalelerinin XVI. Yüzyılda İtalya’da Basılmış Gravürleri”, Bedrettin Cömert’e Armağan, Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi Beşerî Bilimler Dergisi, özel sayı, ss.257–275.

[12] Bakınız: Doyle, P.; Bennett, M. R., 1999, “Military geography: The influence of terrain in the outcome of the Gallipoli Campaign, 1915”, The Geographical Journal, cilt:1, sayı:165, s.12; Atabay, M.; Taktak, O.; Karakaş, S.; Kolay, S., 2013, Derinlerden Yansımalar: Çanakkale Savaşı Batıkları; The Western Front Association, (t.y.), “Great War Mapping Portal - WW1 maps over satellite imagery”, (https://www.westernfrontassociation.com/trenchmapper/). [Erişim:04.06.2026]

[13] Özalp, H. B.; Sengun, F.; Karaca, Z.; Hisar, O., 2014, “A preliminary study on habitat characteristics and substrate preference of coral species distributed in the Dardanelles”, Marine Science and Technology Bulletin, cilt:2, sayı:3, ss.5–10.

[14] Çaylak Türker, A., 2006, “The Gallipoli Caste in the Byzantine period”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, cilt:2, sayı:23, ss.175–198.

[15]a> Bakınız: Yıldız, Taner; F. Saadet Karakulak., 2016, “Traditional Fishing in the Sea of Marmara: From the Past to the Present”, The Sea of Marmara: Marine Biodiversity, Fisheries, Conservation and Governance, Emin Özsoy, vd.(ed)., İstanbul: Turkish Marine Research Foundation, ss.697–709; Yurtoğlu, N., 2017, “Erken Cumhuriyet Dönemi ve Sonrasında Türkiye'de Balıkçılık Faaliyetleri (1923 - 1960)”, Tarih İncelemeleri Dergisi, cilt:1, sayı:32, ss.233–263.

[16] Bakınız: Özmumcu, A., 2023, Türk Konserve Sanayi Tarihi: 1892 - 2023 Sektörel Kronolojik İnceleme, İstanbul; Ulman, A.; Zengin M.; Demirel N.; Pauly D., 2020, “The Lost Fish of Turkey: A Recent History of Disappeared Species and Commercial Fishery Extinctions for the Turkish Marmara and Black Seas”, Frontiers in Marine Science, cilt:7, sayı:650.

Bu icerik 54 defa görüntülenmiştir.