DOSYA: 450. Sayıyı Kutlarken...
Mimarlık’a Dair Retrospektif Bir Değerlendirme
Ayşen Ciravoğlu, Bengüsu Döngül, Yusuf Turhaner
1963 yılında ilk sayısını yayımlayan Mimarlık dergisi bugün 450. sayısına ulaştı. İlk sayının yazı işleri müdürü İ. Hulusi Güngör, “Çıkarken” başlıklı editör yazısını [1] şu sözlerle bitiriyordu:
Mühim olan sesimizin çıkması, devamlı çıkmasıdır. Bu ses mademki derdimizi, dâvamızı, sevinçlerimizi terennüm edecektir [mırıldanacaktır], o halde temenni ederiz ki kulaklarınıza hoş gelsin.
Hulusi Güngör’ün yukarıda alıntıladığımız dileğinin üzerinden altmış üç yıl geçti. Aradan geçen zamanda Mimarlık dergisinin sesini hiç kısmadan ülkemizin ve dünyanın toplumsal ve mesleki tartışmalarını okuyuculara taşımaya ve böylelikle gündem yaratmaya çalıştığını gözlemleyebiliyoruz. Derginin bu bağlamda değerlendirmesini yaptığımız en son sayısı olan 400. sayıdan bugüne baktığımızda ise Mimarlık’ın altmış üç yıldır olduğu gibi son 50 sayısında da hem ulusal hem de küresel ölçekte dönüşümler, krizler ve toparlanma çabalarıyla dolu yakın geçmişimizi belgelediğini; tüm zorluklara karşın, meslek örgütümüzün toplumu, emeği ve dolayısıyla hakça yaşamayı, kültür mirasımızı ve doğayı önceleyen sesini sayfalarında yansıtmaya devam ettiğini söyleyebiliriz.
2018’de yayımlanan 400. sayıdan itibaren 726 yazı Mimarlık dergisi sayfalarında... Böylece, Güngör’ün ilk sayıda dediği gibi “dertlerimizi, davamızı ve sevinçlerimizi” 400. sayıdan bugüne geçen bu yaklaşık dokuz yıllık süreçte Oda’dan, gündemden ve etkinliklerden değerlendirmelerle, mimarlık eleştirileriyle, akademik araştırmalarla, görüşlerle ve gündemin nabzını tutan dosyalarla paylaşmaya devam ettik. Bu yazıda da yine derginin editoryal ekibi olarak, bu kez 400 – 449. sayı aralığına dair çözümleme ve değerlendirmelerde bulunuyor, mesleğin ve mimarlık yayıncılığının geleceğine ilişkin çıkarımlarda bulunmayı ve ülkemizin ve dünyanın yakın geçmişinin gündemiyle mimarlık örgütümüzün yayın organının gündemlerinin kesişimlerini okumayı deniyoruz.
Mimarlık dergilerinin Mart - Nisan 2018 sayısından, Mayıs - Haziran 2026 sayısına uzanan 47 sayılık arşivinde yazı - yazar - bölüm eşleştirmesiyle genel görünümü ifade etmek mümkün. Geçmişin gündemine bakarken günümüzle de yöntem bağlamında bir ilişki kurmayı ve bunun için dijital beşerî bilimler alanından yardım almayı uygun bulduk. Dizin bilgilerini girdiğimiz yazılarla oluşturduğumuz veri setine yönelttiğimiz sorularla ortaya çıkan ilişki haritaları üzerinden okumalar yapmayı denedik. (Resim 1)
400. sayıdan bugüne devam eden temel bölümlerimiz, “Mimarlık Gündem”, “Uluslararası Gündem”, “Güncel”, “Anma”, “Etkinlik”, “Tema[s]”, “Mimarlık Dünyasından” ve “Yayınlar” bölümlerine de baktık. (Resim 2) “Yarışmalar” bölümü ve Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri programında Yapı dalı ödülü alan yapılara yönelik yer verdiğimiz “Mimarlık Eleştirisi” bölümleri de mimari tasarım yarışmalarına ve uygulama alanına yaklaşan tarafı temsil etti. “Yayınlar” bölümüyle birlikte “Yayın Değerlendirme” bölümü, yakın tarihimizin mimarlık yayıncılığının kısa bir izleğini oluşturdu.
Mimarlık’ta 47 sayıda 24 tematik “Dosya”, gündemle yoğurularak Yayın Komitesi’nden ve / veya dışından editörlerin emekleriyle oluşturuldu. Belirlenen konularda özelleşen dosyalarda alanlarında uzman yazarların katkı sunduğu yazılar ve Yayın Komitesi’nce yapılan değerlendirmelerin ardından yayınlanan akademik çalışmalar, dergiyi meslek ortamında daha geniş kitlelere açan pencereler olma görevini gördü. Mimarlar Odası’nın mimarlık eğitimi konusundaki çok katmanlı çalışmaları dosya, akademik yazılar ve etkinlik değerlendirmeleri bölümlerinde yer aldı. Kentlere dair çalışmalar ve yerel yönetimlere ilişkin konular yine TMMOB ve Mimarlar Odası çalışmalarına paralel şekilde dosya ve gündem yazılarıyla dergi içeriklerine yansıdı. Çevre konusuna afetlerle birlikte güçlü bir şekilde değinilirken, iklim değişikliği ve peyzaj alanı bağlamlarından ele alınan yazılar dergide yer buldu.
Mimarlık pratiğinin artık eskizden uygulamaya kadar her noktasında var olan sayısal tasarım ve yapay zekâ tartışmaları ise daha yakın zamanlarda sıklıkla karşılaştığımız bir konu olarak tekil yazılarda ve uluslararası yazarların da yer aldığı bir özel dosya çalışmasıyla dergide yer buldu. Alanda en güncel gelişmelere yönelik çalışmalar dergide henüz sınırlı sayıda yer alıyor; ancak özellikle yapay zekâ ve dil modellerinin meslek alanımıza etkileri konusuyla ileride daha sık karşılaşmamız mümkün görünüyor.
En çok üzerinde durulan konulardan biri, her sayıda istisnasız yer verilen koruma ve kültürel miras konuları oldu. “Tehdit Altındaki Kültür Mirası” bölümünün başlatıldığı 405. sayıdan bu yana her sayıda kültür mirasımızın bütünlüğünü korumaya ilişkin dikkat çekilmeye çalışıldı. “Koruma / Yaşatma” bölümlerimizde yine nitelikli mimari eserlerimizin belgeleme ve koruma çalışmalarına yer verildi. Cumhuriyetin 100. yılının gündeme gelmesiyle özellikle Erken Cumhuriyet Dönemi olmak üzere çeşitli dönemlerden mimari mirasımızın tarihi, belgelenmesi ve korunması üzerine yapılan çalışmalara genişçe yer verildi. Böylece 263 yazı koruma ve / veya mimarlık tarihi alanlarıyla ilişkilendi.
2020 yılında tüm dünyayı etkileyen Covid-19 pandemisi sürecinde çalışma ve yaşama ortamlarımızı sorgulamaya açıldı; 2023 yılında yaşanan ve ciddi kayıplar verdiğimiz 6 -20 Şubat Depremleri’nin ardından ise yapıların güvenliğine ve kentlerin dirençliliği konularına yüzümüzü çevirdik. Ekonomi, iklim, konut, kentler, enerji, savaşlar derken, ülkemizi ve dünyayı etkileyen büyük kırılmalarla birlikte derginin geçtiğimiz dokuz yılında en çok öne çıkan konusu krizler oldu.
400’den 450’ye uzanan süreçte, derginin gündeminin ve yayın politikalarının altının çizildiği “Mimarlık’tan” bölümünü değerlendirdiğimizde, geride bıraktığımız dokuz seneyi sekiz ana temaya ayırmak mümkün. Bunlar, “Mimarlık Eğitimi”, “Kültürel Miras”, “Meslek Odaları ve Yerel Yönetimler”, “Kentsel Meseleler”, “Krizler Karşısında Mimarlık”, “Seçimler”, “Mimarlık Yarışmaları ve Ödülleri” ve “Derginin Geçmişi ve Geleceği” başlıkları olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu incelemedeki dikkat çekici nokta, bu dönemin en çok krizler üzerinde durduğuna işaret etmesi. Son 47 sayıda bu kavramın altının 63 kez çizildiğini söyleyebiliriz. (Resim 3) Kuşkusuz, derginin içeriğine baktığımızda bu konunun pandemi, deprem, eğitim, konut krizi ve barınma hakkı, ekolojik / iklim krizi ve kaçınılmaz olarak ekonomik krizlerle birlikte yaşandığına şahit oluyoruz. (Resim 4)
2019 yılında, 405. sayısıyla “Kriz Ortamında Mimarlık” dosyasıyla dergiye taşınan “Kriz” tartışmasının derginin sabit bir başlığı haline geldiğini ve tüm yıl boyunca krizin mesleki boyutlarının yanı sıra ekonomi, siyaset ve eğitime yansımalarıyla kapsamlı değerlendirmelere yer verildiğini gözlemleyebiliyoruz. Ne yazık ki yaşanan güncel toplumsal ve mesleki gelişmeler, 2019’dan bugüne ekonomik krize eklemlenen, afet ve iklim krizleriyle bu tartışmanın hiç kapanmayacak bir alan olduğunu bize gösteriyor.
2020 yılında kriz konusu bu kez yaşanan olağanüstü küresel gelişmeler nedeniyle “Salgınlar, Afetler ve Kent” bağlamında ve “Yeni Bir Dönüşüm Süreci: Covid-19” dosya başlığı altında Mimarlık’ın gündemine oturuyor. Bu kez pandemi nedeniyle kriz konusu dergimizin gündeminde konumunu sürdüren bir tema haline geliyor. Bu esnada, özellikle İzmir’de yaşanan deprem sonrasında, afet konusunun yeniden merkeze alındığını gözlemliyoruz.
2021 yılında pandemi sonrası mekânın değişimine, kentsel dayanıklılık perspektifinde salgınlarla mücadeleye, kentsel dirençlilik ve yaşanabilirliğin inşasına odaklanırken bir yandan da İzmir depremi üzerinden afet gündeminde güncel görüşlere yer vermeye çalışıldığını saptamak mümkün. Bir başka kriz, Kanal İstanbul ise yine bu yılın odak konularından bir diğeri. 2021 orman yangınlarıyla da sınandığımız bir yıl oldu. Dolayısıyla afet konusu iklim, deprem, sel ve yangın gibi ihmal kaynaklı bir kriz bağlamına da sıklıkla yer vermek durumunda kalındı. Dahası ekonomik krizle birlikte giderek belirgin hale gelen konut krizi de yine bu yılın önemli bir tartışma başlığı olarak dergide yerini bulan konuları oluşturdu.
2022 itibarıyla, dergide krizi değerlendirerek bu kavramın potansiyellerine yaratıcı bir akılla nasıl bakılabileceğine işaret edildiğini de görüyoruz. Ancak bu yıl, afet, iklim krizi ve ekonominin yanı sıra siyasi krizlerin de dergi gündemine girdiği bir yıl. Dolayısıyla, mimarlığın savaşın yıkıma uğrattığı kentsel alanlarda yeniden tasarlama ve işlevlendirme rolünün tartışmaya açıldığını da dergi sayfalarında izlemek mümkün oldu. Dahası, küresel ölçekte yaşanan pandemi sürecine, politik bağlamda yaşanan sorunlara, savaş tehditlerine, göç sorununa ve iklim ve barınma krizinin yanı sıra ulusal ölçekte karşımıza çıkan ve krize adeta körükle giden imar affı yasası da gündemde yer alan konuları oluşturdu.
2023 yılına geldiğimizde ise, toplumda onarılamaz derin acılar bırakan Kahramanmaraş depremleri üzerinden, yine ve yeniden “Depremlerle Yüzleşmek” konusunun gündeme taşındığını görüyoruz. Bu dönemde depremlerin ardından kültürel mirasa ve bu mirasın geleceğine ilişkin düşüncelere, acil ve geçici barınma ile kalıcı konut sorununa, deprem kaynaklı afet riskinin dirençli kent yaklaşımıyla modellenmesine ilişkin yazılara yer verildi. Depremlerin ardından konuya “iyileşme” boyutuyla da bakıldı. Alternatif bir konut üretimine doğru bir açılımda bulunulurken, depremlerin kültür varlıklarına etkilerine, korumaya ilişkin gözlemlere ve depremlerin ardından barınma müdahalesine de değinildiğini görüyoruz.
2024 yılında, “Felaketin 25. Yılında Afetin Bilançosunu Okuyabilmek” amacıyla Marmara depreminden yaklaşık çeyrek asır sonra gerçekleşen depremde afet risklerini azaltmanın yine unutulduğunu ve Mimarlar Odası’nın perspektifinden Türkiye’nin deprem gerçekliğine değinildiğini görüyoruz. Mimarlar Odası'nın 70. yılını kutladığımız 440. Sayımızda ise “Depremin Ardından Mimarlık ve Gelecek” konusuna ve “Mimarlıkta Bilişim: Yapay Zekâ ve Mimarlık”a yer ayırarak eğitim ve afet konularına vurgu yapıldığını izliyoruz.
2025 yılına geçtiğimizde ise, 6 - 20 Şubat 2023 depremlerinin yıl dönümünde deprem konusunu tartışırken, ne yazık ki yaşanan gelişmeler yine bir ihmal sonucu yiten canlarımızın, Kartalkaya yangınının ve yangın yönetmeliğinin gündeme taşınmasını gerektirdi. Bu esnada, çoklu krizler yaşadığımız dönemde, her şeye rağmen planlamanın esas olduğu çağdaş bir kentleşme sağlanabileceğinin altı çizildi. Bu nedenle, bu dönemde ele alınan dosyalarla yerel yönetimlere, kentsel krizlere ve mekânsal dönüşümlere yer vererek altyapısal dönüşümlerin ve planlama çalışmalarının krize karşı bir umut olduğunun söylendiğini saptamak mümkün.
2026 yılında yayınladığımız üç sayıda da kriz yine başat konuydu. Deprem ve ulusal-uluslararası ölçekte barınma sorununu ele almanın yanı sıra, gerek mimarlık eğitiminin, gerek profesyonel meslek hayatımızda yapay zekânın yerinin, oluşturduğu krizlerin ve potansiyellerinin de ele alındığını görmek mümkün. Ayrıca “Krizler Karşısında Mimarlık ve Eğitimi” konulu dosyayla çoklu krizler, afet ve kırılganlık konularına ek olarak, mimarlığın / mimarlık eğitiminin kapsayıcılığını ve mekânsal adalete ilişkin rolüne odaklanıldı. Mimarlığın krizlere yalnızca müdahale eden değil, aynı zamanda öngören, önleyen ve direnç üreten bir disiplin olarak yeniden düşünülmesinin önemini vurgulamak önemliydi.
Yukarıda derlemeye çalıştığımız, Mimarlık’ın 400 – 450. sayıları arası retrospektif bakışı, kuşkusuz yaşanan güncel gelişmeler, toplumsal gündemler ve mimarlık meslek alanının Mimarlık aracılığıyla aramaya çalıştığı yanıtları içeriyor. Tüm bu krizlere rağmen yaşamını sürdüren Mimarlık dergisi, önümüzdeki sayılarda da meslektaşlarından aldığı güçle yeni açılımlar yapmayı ve mimarlık ortamının nabzını tutmayı sürdürecek.
Yaşadığımız kentlerin, bizi çevreleyen mekânların krizlere karşı daha dirençli ve hazırlıklı olduğu bir geleceğin umudunu taşıyoruz. Sadece geçmişten ders alma vurgusunu tekrarlamanın ötesine geçerek çözüm üretimini artırdığımız, mesleki duyarlılığımızı koruduğumuz ve tarihî - kültürel çevreye daha büyük bir özen gösterdiğimiz bir meslek ortamının kurulmasına Mimarlık dergisinin katkısını sürdürmesini diliyoruz. Barınma, iklim ve afet konularının kriz olmaktan çıktığı adil bir yaşamın kurulduğu yarınların danışmayla inşa edildiği bir ortama, Mimarlar Odası'nın önceliklerini gözeten yayın çizgimizle destek olmaya devam edeceğiz.
Yazımızı sonlandırırken, geleceğin öngörülemezliğine sıkça vurgu yaptığımız 40. yıl sayımıza dönmek isteriz. Dergimizin kırkıncı yılında Doğan Hasol “Gerçek dergilerin yerini sanal dergiler mi alacak?” sorusunu yöneltmişti. Bugün sanal yayınları tartışmak yerine yapay zekânın mimarlık meslek pratiğine ve mimarlık yayıncılığına etkilerini tartışan bir döneme evrildiğimizi görüyoruz. Basılı yayından vazgeçmediğimiz ama sanal platformların önemli bir iletişim aracı olduğu bugün, yapay zekâ tehdidi altında olduğu düşünülen mimarlığı yazarak, çizerek, üreterek ve düşünerek çok daha güçlü bir etki alanına kavuşturacağımız yönünde umutlarımız var. Hasol'un sözlerini ödünç alarak, “ileride teknolojik gelişmelerin ne getireceğinin kestirilemediğini ve insanların gözlerinin biraz da parmaklarının ucunda olduğunu” [2]hatırlatıyor ve yeniliklere direnmeden onlara uyum sağladığımız bir geleceğe merhaba diyoruz.
Hep birlikte nice ellili sayılara...
NOTLAR
[1]Mimarlık, sayı:1, s.1.
[2]Mimarlık, sayı:309, s.25.
Bu icerik 55 defa görüntülenmiştir.