ETKİNLİK
İstanbul’dan Eflak ve Boğdan’a, Fenerli Bir Aristokratın İzinde
Taybuğa Aybars Mamalı, Arş. Gör., Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Fenerli Rum Ortodoks seçkinleri ve yaşam alanlarını odağına alan “Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir” başlıklı sergi Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde açıldı. Yazar, Namık Günay Erkal, Firuzan Melike Sümertaş ve Haris Theodorelis - Rigas küratörlüğünde düzenlenen sergiyi içerik, kurgu ve ziyaretçi deneyimi açılarından değerlendirirken çalışmanın güçlü akademik arka planına dikkat çekiyor.
Kentlerin tarihlerinde mekânsal gruplaşmalar, hemşerilik ağları veya etnik / dinsel kümelenmeler olması olağandır. İstanbul’da da pek çok örneği olan bu durum, kentin çok katmanlılığı içerisinde, Cumhuriyet öncesine ait belirgin fiziksel izleriyle kendini belli eder. Bu izlerden biri de Fener’de, yakın dönemde bir kısmı restore edilerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Haliç Sanat adıyla kamuya açılan Fener Evleri’nde görülebilir. 18. yüzyılda inşa edilen bu evler esasında Fenerli Rum Ortodoks seçkinlerine ait evlerin kâgir olarak inşa edilerek günümüze ulaşan kısımlarıdır.
Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde 11 Mart 2026 – 24 Ocak 2027 tarihleri arasında görülebilecek olan “Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir” başlıklı sergi de Fenerli Rum Ortodoks seçkinlerin mahalleleri, haneleri ve insanları etrafında kurgulanmış. Bir süredir yürütülmekte olan araştırma projesinin çıktısı olarak, Namık Günay Erkal, Firuzan Melike Sümertaş ve Haris Theodorelis - Rigas küratörlüğünde düzenlenen bu serginin kurgusu, Rumca konuşan Ortodoks Fenerli tüccar seçkinlerin saray içerisinde görünürlüğü ve öneminin arttığı bir döneme odaklanıyor. Fener ve Fenerlilerin Eflak ve Boğdan beylikleriyle olan güçlü bağı, sergide de önemli bir yer tutuyor. İstanbul’a geldiklerinde Fener’de ikamet eden Boyarlar’a (Eflak ve Boğdan soyluları) karşılık, Fenerliler de Eflak ve Boğdan’ın sıradan ziyaretçileri haline gelmişti. Bu karşılıklı ilişki, 18. yüzyılın başlarından itibaren yaklaşık 100 sene boyunca Osmanlı’nın Fenerlileri Eflak ve Boğdan voyvodaları olarak atamasıyla perçinlendi. Sergi de tam olarak bu dönemi merceğine alıyor.
Yoğun bir bilgiyi aktarmak için çeşitli görsel canlandırma tekniklerine başvuran serginin mekân kurgusu da bu bilgi aktarımında merkezî bir konum işgal ediyor. Ziyaretçi sergi mekânına adımını attığı andan itibaren Fenerli bir seçkinin Eflak veya Boğdan voyvodası olarak atanması senaryosu etrafında kurgulanmış belirgin bir izleği takip ediyor: Fener'deki konaktan başlayarak Osmanlı sarayındaki görevine, oradan Patrikhane ve tekrar konağa, son olarak da Eflak veya Boğdan'daki prenslik sarayına uzanan bir rota izleniyor. (Resim 1 – 7)
Günümüze ulaşan Fener evleri, kendilerine özgü tarihsel koşullarda oluşmuş belli bir yapılaşma biçimini takip etmişti. Patrikhane’nin bu bölgeye taşınması ve Kasımpaşa’daki tersane başta olmak üzere çevredeki üretim ve iş imkanları, Fener’de sur dışı ile Haliç kıyı hattı arasındaki şerit boyunca konakların inşa edilmesini gerekli kılmıştı. Bu konaklar, Haliç kıyısında ahşap yalılar ve karada kâgir yapılar olmak üzere iki parçadan oluşuyordu. Günümüze ulaşanlar da bu konakların kâgir kısımlarıdır. Fenerlilerin maddi ve siyasi güçlerinin zirvesinde olduğu bir dönemde inşa ettirdikleri bu evler oldukça içine kapalıydı. Dışarıdan sade, gösterişsiz duran bu konakların iç mekânları oldukça canlı ve ihtişamlıydı. Aile kâgir olan kısımda ikamet ediyor, burası aynı zamanda makam odası, hazine, kabine ve divanhane olarak işlev görüyordu. Bunların dışarıdan oturtma çatı altında gizli bir şekilde kubbe ile örtülü iç mekânlara sahip olması mimari olarak en dikkat çekici özelliklerinden biridir. İstanbul'da kubbeli yapı inşaatı yalnızca Saltanata ve Müslüman seçkinlere mahsus bir mimari ayrıcalık iken Fenerli seçkinlerin evlerindeki bu çözüm ilginç bir arakesit yaratır.
Sergi Fener evlerinin içe dönük zenginliğini, renkli tanıklıklarla ve zengin görselleştirmeyle aktarıyor. Kent manzaraları ve kentin 18. yüzyıldaki restitüsyonunu baz alan büyük ölçekli bir maket ile kentsel bağlam ele alınırken, araştırma projesine dayanan çok sayıda maket ve kesit maketi ile Fener evlerinin iç kurgusu ile yapısal detayları aktarılıyor. Birincil kaynaklardan yapılan alıntılar bu restitüsyonların bilimsel olarak güçlü bir zemine oturmasını, öte yandan didaktik görünmeden bilginin ziyaretçiye gündelik bir dille aktarılmasını sağlıyor. Sergi salonunun girişindeki bir niş - veya mekâna eklenen ahşap sütunlar sebebiyle eyvan - içerisinde bulunan sanal gerçeklik deneyimi, bir Fener evinin üç boyutlu canlandırması içerisinde gezinme imkanı tanıyor. (Resim 8)
Buraya kadarki malzemesiyle bile sergi 18. yüzyıl İstanbul’unu aydınlatan kapsamlı bir iş iken, bundan sonraki kısımda Fenerlileri, bıraktıkları mekânsal ve fiziksel izlerinin ötesinde birer tarihsel özne haline getiriyor. Yapılan büyük boyutlu zaman çizelgesinin de gösterdiği gibi, Fenerli seçkinlerin Osmanlı sarayında belli bir konumları ve Eflak ve Boğdan ile güçlü bir bağları vardı. 1661’de Divan-ı Hümayun tercümanlığı makamı kurulmuş, bu makamı 150 yıl boyunca münhasıran Fenerliler işgal etmişti. 1701’de Tersane’de Divanhane tercümanlığı makamı kurulduktan sonra bu görevi de Fenerliler üstlendi. Dragomanlar, tercümanlık hizmeti vermenin ötesinde, diplomatik işlevler üstlenen üst düzey Hariciye bürokratlarıydı. Voyvodalık ise bu yolda Fenerlilerin kariyerinin zirvesini teşkil ediyor, bu önemli atama görkemli bir törenle gerçekleşiyordu. Teşrifat merasimi, Fener’de voyvodanın konağı, patrikhane, Bahçekapı, Bâb-ı Âli ve Topkapı Sarayı Arz Odası’nda geçen, birden fazla güne yayılan bir törendi.
Teşrifat merasimini, bir zaman sonra Eflak veya Boğdan’a yapılan yolculuk izliyordu. İstanbul’dan yola çıkan voyvoda, Eflak’ın başkenti Bükreş’e 15 – 20 günde, Boğdan’ın başkenti Yaş’a 20–30 günde ulaşıyordu. Bu yollar aynı zamanda önemli ticaret akslarıydı. Yolculuğu boyunca voyvodanın çok renkli ve çok sesli maiyeti 1.500 kişiyi bulabiliyordu. Voyvoda ve maiyetinin şehre varması ve voyvodanın Metropolit katedralinde tahta çıkması ve devamında saraya varmasıyla tören sona eriyordu.
Törenler, önemleri sebebiyle sıklıkla kayıt altına alınıp tasvir edildikleri için Bizans ve Osmanlı, hatta Cumhuriyet dönemi İstanbul’u mimarlık ve kent tarihi için önemli kaynaklar sunar. Osmanlı Sarayı’nın Fenerli aristokratları, vasalları olan Eflak ve Boğdan’a voyvoda olarak atamalarının ardından düzenlenen teşrifat merasimleri de hem Fenerliler için büyük önem taşır. Araştırma projesi ve sergi ekibi de gerek İstanbul’daki töreni gerekse yapılan yolculuk ve tahta çıkma merasimlerine ait kayıtları ve tasvirleri mümkün olduğunca kullanıyor. Kullanılan tarihsel malzeme arasında Topkapı Sarayı’na ait krokiler ve gravürler, voyvodaya giydirilen iktidar alametlerini gösteren tasvirler, teşrifat merasimi rotası, Eflak ve Boğdan’a seyahatinden tanıklıklar bulunuyor.
Osmanlı dönemi İstanbul kent tarihi çalışmalarında, araştırmacının merkezden bakarken çevreyi ve çevrenin merkeze etkisini kaçırma riski bulunur. Araştırma projesi ve sergi ekibi Fenerlileri Eflak ve Boğdan’a kadar takip ederek bu riski bertaraf etmiş görünüyor. Sergi Fenerli voyvodaların pasif yöneticiler olmadığını, Bükreş’teki hamiliklerinin, Eflak başkentinin büyümesine katkı sağlaması üzerinden vurgulayarak Fenerli seçkinleri bir başka yönleriyle daha birer aktör olarak konumlandırıyor. Buna göre Fenerli voyvodalar döneminde Bükreş, kent merkezinin etrafında, manastır, hanlar, büyük Boyar mülkleri gibi yapıların çevresindeki mahalleleriyle serbestçe gelişmişti. Eski saray terk edildikten sonra manastır ve boyar mülklerine taşınan voyvoda için yeni bir saray da yaptırılmıştı.
Sergi boyunca takip ettiğimiz Fenerli seçkinin rotasında son durağı, geri döndüğü başkent İstanbul. Ancak serginin bize aktardığı halde bu geri dönüş pek nadiren mutlu bir hikayeyle sonlanıyordu. Voyvodanın üç yıllık görev süresinin bitmesi, vergileri teslim edememesi veya İstanbul’daki politik dalgalanmalar, voyvodanın İstanbul’a geri çağırılmasıyla sonuçlanıyordu. Boğaz'da zorunlu iskân, Prens Adaları'na sürgün veya hapis, mal varlığına el koyma veya idam gibi sonuçları olabiliyordu. Bu süreci atlatabilen Fenerliler görevlerine geri kavuşabiliyor veya işler kötü giderse yabancı devletlere sığınıyorlardı. Fenerlilerin Boğaz köylerindeki gösterişli yalılarının bazıları daha sonra Avrupa devletlerinin büyükelçiliklerinin yazlık sarayları haline gelmişti. Bu kısımda da haritalar, maketler, gravürler ve tasvirler sayesinde; ziyaretçi genellikle yabancı devletlerin elçiliklerinin yazlık saraylarıyla bildiğimiz Tarabya ve çevresinin yerel bir katmanını keşfetme imkanına kavuşuyor.
Fenerli bir seçkinin rotası son bulmuş olmakla beraber sergi epilog niteliğinde son iki başlık daha sunuyor. Bunlardan birincisi, Fenerlilerin Osmanlı’da gözden düşmelerini aydınlatma amacını taşımakta. 19. yüzyılın başlarında Osmanlı’da müesses nizamı derinden sarsan milliyetçi fikirler, Fenerlilerde farklı tezahürlere yol açmıştı. Bazıları Osmanlı bünyesinde kalmayı savunurken, bazıları da ulusal bağımsızlık mücadelesine katıldı. 1821’de her iki görüşten de Fenerlilerin rol oynadığı iki farklı ayaklanma, sarayın bölgedeki genel karışıklıktan Fenerlileri de sorumlu tutup, pek çok Fenerli seçkine misilleme yapmasına yol açtı. Bütün bunlar, Fenerli soyluların mevcut düzeni için son anlamına geliyordu. Değişen bir dünyada, farklı ülkelerde yeni roller üstlenerek hayatlarını sürdürmeye devam ettiler.
Epilogun ikinci ve son kısmı ise bir anlamda bu serginin akademik derinliğe sahip bir bilimsel araştırma projesinin çıktısı olmasının sonucu diyebiliriz. “Fenerlilerin arkeolojisi” başlıklı kısım bir anlamda son 100 - 150 yıldır Fenerlilerin tarihinin nasıl yazıldığını ve günümüzden bakarak Fenerlilerin maddi kalıntılarının nasıl incelenebileceğini gösteriyor. 1890’lı yıllardan başlayarak Fenerlilerin tarihi üzerine yazılmış eserleri biraraya getiren bu kısımda, özellikle yakın zamanlarda Fenerliler hakkında farklı perspektiflerden önyargılara ve tarihyazımında ele alınış biçimlerine değiniliyor.
“Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir”, güçlü bir akademik araştırmaya dayanan, ancak sergi kurgusu ve anlatımı konularını profesyonelce ele almış bir serginin lezzetini ve doyuruculuğunu vadeden bir çalışma. Mekânı odağına alan mimar ve mimarlık tarihçileri tarafından düzenlenmiş olmanın avantajını, maddi kültürün görsel yollarla aktarılmasında sunan sergi akademik derinliğinden ödün vermiyor. Serginin küratörleri ve danışmanlarının, sergi kapsamında ele alınan topluluklar ve coğrafyalarla örtüşmesi, dil bilgisi ve konuya olan hakimiyetleri de serginin akademik güvenilirliğini temin eden başlıca faktörlerden. Özellikle Yunanca kaynakların bolluğu, bu anlamda serginin en güçlü yanlarından birini oluşturuyor.
Serginin sunduğu anlatının omurgasını, ziyaretçinin rotasının büyük oranda Fenerli bir seçkinin rotasını izlemesi oluşturuyor. Rota boyunca belirgin duraklar olmakla birlikte, bu durakların birbirinden net sınırlarla ayrışmaması organik bir görünüm sağlıyor. Bu anlamda sergi tasarımının malzeme çeşitliliğini kakofoniye mahal vermeden, bir akış içerisinde verebilmiş olması takdire şayan.
Sergi temel olarak, Merkez Han’ın mekânsal imkanları içerisinde, hanın girişindeki yerleştirme ve sanal gerçeklik eyvanı ile ana sergi mekânı olarak üç bölgeye ayrılabilir. Serginin omurgasını oluşturan rota, ziyaretçiye bilgi aktarımı bağlamında kendi içerisinde bir devamlılık taşıyor. Ziyaretçinin ilk karşılaştığı bilgi yüzeyi ise bu salon değil, Yaş’taki Aziz Spiridon Manastırı’nın girişine ait mimari çizim ve kitabeler. (Resim 9) Ziyaretçi bu yüzeyle karşılaştıktan hemen sonra ise Fener evlerine ait sanal gerçeklik eyvanını görüyor, ancak bundan sonra ana sergi salonuna ulaşıyor. Bu noktada ziyaretçinin yaşadığı deneyimi daha anlamlı hale getirmesi için önce ana sergi salonunu gezmesi, çıkışta sanal gerçeklik eyvanını ziyaret edip, en son hanın girişindeki yerleştirmeyi incelemesi daha bütüncül ve anlamlı bir deneyim sunacaktır.
Sonuç olarak “Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir”, farklı arka plan ve motivasyonlara sahip ziyaretçilere farklı deneyimler vaat ediyor: kent tarihçisine Fenerlilerin yükselişi ve düşüşü, Osmanlı tarihçisine Fener ve Eflak ve Boğdan etkileşimi, mimarlık tarihçisine Fener evleri ve Fenerlilerin maddi kültürü, genel ziyaretçiye ise bu akademik çalışmanın sunduğu tüm izlekleri anlaşılır bir şekilde keşfetme imkanı. Bir akademik tarih araştırmasının nasıl görsel araçlar ve mekânsal yerleştirmelerle sergileneceği konusunda ise düşünecek çok şey sunuyor.
Bu icerik 39 defa görüntülenmiştir.