ANMA
Erdal Aktulga, Değerli Dostum…
Tan Oral, Mimar
Hepimiz asker çocukları olarak, farklı fakültelerde okumak üzere aynı yurtta toplaşmıştık. Tanıştıkça dostluklarımız çoğalıyordu. Yurdumuz, Fatih Camii avlusunda eski askerlik şubesi binasındaydı. Oluklu sac ile yapılmış iki baraka da yemek ve çalışma için eklenmişti.
Erdal ile bu koşullarda tanıştık. İkimiz de o zamanki adıyla Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü öğrencisiydik. Yani, bizim çalışma ve ödev yapabilmemiz kişisel masamızın olmasına bağlıydı. Aradık, bulduk, yakıştırdık ve masalarımızı itiş kakış küçük bir odaya yerleştirdik.
Başarılan işlerle sorunlar bitmiyordu. Orta öğrenimin baskıcı yıllarından sonra, yakamıza akademi rozetini iliştirmemiz özgürlüğümüzün ilânı gibiydi. Bu serbestliğin yaşanacağı âlem de, İstanbul adlı çekici kentten başkası değildi. Biz de bu okulun ve bu kentin tadını çıkaranlardık.
O yıllarda İstanbul’da bütün yollar kazılıyor, binalar yıkılıyordu, kent büyük bir şantiyeye dönmüştü. Derslerde gördüğümüz, bina kesitleri, döşeme malzemeleri, merdivenler, betonarme kolonlar, çatılar, kirişler, her şey açıktı. Kocaman bir inşaatı götüren ustabaşı gibiyiz.
Tahmin edileceği gibi 18 yaşlarında delikanlı kalabalığı, müthiş gürültücü, tartışmacı, şakacı, bazen kabaca takılmalar işin tadını da kaçırırdı; ama dostane bir iki el ense şakası güleryüzü kahkahaya dönüşüverirdi. Bizim Erdal ile sürdürdüğümüz sohbetler
her koşulda sürer giderdi.
Erdal, insani ilişkilerde saygının, nezaketin, dürüstlüğün çok önemli olduğunu sabırla konu etmeyi çok severdi. Derken konuşma biraz siyasete, bir o kadar mimariyle, okuduğumuz kitaplara ve dedikodu evrenine kayardı; Erdal ile güler geçer, eleştirel
nükteleri çevreye yayardık.
Akademi, zengin bir ortamdı, giriş holünde hep yeni bir sergiyle karşılanırdık. Üst kat toplantı salonunda konferanslar açık oturumlar, konserler eksik olmazdı. İçimize çektiğimiz soluk buydu. Öğrencilerde hem rekabet vardı hem de yardımlaşma. Erdal için de, benim için de öyleydi.
Erdal ve diğer arkadaşlarla okul rıhtımda bir aşağı bir yukarı volta atarken, diploma sonrası yaşamda, kent ve ülke bizlerden neler bekliyordu... Öğrencilerin mesleki çalışma isteklerine yanıtlar mimarlık bürolarından geldi. Biz de öyle yaptık.
Yıllar çabuk geçiyor.
Erdal dostum, değerli arkadaşım, yıllar boyunca haberleştik, buluştuk, dertleştik... O hep güvenli tavırları içindeki heyecanı ve sağlam duruşuyla; sıcak, içten ve gizemli gülüşüyle mimari neşesini hiç eksiltmedi. Özel arkadaşlığımızı ve dostluğumuzu hiç unutmadık, hep paylaştık.
Bu anma yazısını Erdal Aktulga arkadaşımdan gelen bir mektupla bitirmek istiyorum:
Tan kitabı imzaladıktan sonra bir çırpıda okursun demişti; ama öyle olmadı,
Bu güzel kitabı bir çırpıda değil, hemen bitmesin arzusuyla aralıklarla içime sindire sindire okudum.
Bu icerik 37 defa görüntülenmiştir.