MİMARİ TASARIM
Dikotomiye Karşı Birlik: Mimari Tasarım Araştırması ve Pratiği
Aslı Uzunkaya, Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Beykent Üniversitesi Mimarlık Bölümü; Nurbin Paker Kahvecioğlu, Prof. Dr., İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Araştırmanın pratikle kurduğu ilişki biçimi, mimarlıkta bilgi üretiminin doğasını yeniden tanımlamayı zorunlu kılıyor. Bu bağlamda yazarlar, bilgi üretiminin doğasındaki zorunlu dönüşüm üzerine kurguladıkları makalede, araştırma ve uygulama eylemleri arasındaki sınırların bulanıklaştığına dikkat çekiyor. “Tasarım yoluyla araştırma” (research by design) yaklaşımının, pratiğin kendisinin bir bilgi üretme biçimi olabileceği savından yola çıkan yazarlar, kuramsal ve üretime dayalı boyutlar arasındaki güçlü etkileşimi vurguluyor; araştırma - pratik birlikteliğinin, mimari üretimin kavramsal derinliğini artırmasını ve yaratıcı süreçlerde sunduğu yeni bakış açılarını tartışıyor.
Geleneksel akademik paradigmaların getirdiği “pratik” ile “araştırma” ayrımı, mimarlık disiplini içinde de belirgin bir dikotomi halinde varlığını sürdürmektedir. Mimarlık pratiği ürün üretmeye odaklı bir süreç olarak görülürken; mimarlık araştırmaları görünür, ölçülebilir verilere ve sonuçlara indirgenmektedir. Ancak bu eylemler arasındaki ilişki sabit ya da tek yönlü olmaktan ziyade, dinamik ve değişken bir doğaya sahiptir. Bu ikili yapı, eylemlerin kendileriyle birlikte, aralarında kurdukları ilişki biçiminin sürekli yeniden tanımlanmasını zorunlu kılar.
Bu çalışma, söz konusu dikotomiyi sorgulayarak, mimari tasarım araştırmasının konumunu ve potansiyellerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu değerlendirme, tasarım araştırmaları literatürü üzerinden yürütülen kavramsal bir tartışma çerçevesinde gerçekleştirilir. Bu doğrultuda çalışma kapsamında tasarım araştırması, mimarlık bilgisinin öznel süreçler aracılığıyla üretilip araştırılabileceğini öne süren, bütüncül bir yaklaşım olarak ele alınır. Çalışma, şu sorular üzerine kuruludur:
- Pratik ve araştırma arasındaki keskin sınırlar sorgulanabilir mi?
- Mimari tasarım süreçleri, başlı başına bir araştırma ve bilgi üretim alanı olarak nasıl ele alınabilir?
- Mimarlık araştırmaları yalnızca nesneye değil, sürece ve özneye odaklanan bir bilgi üretme biçimi olarak nasıl ele alınabilir?
Pratiğin, sonuçlarına ek olarak süreçlerini ve öznelerini merkezine alan araştırmalarda duyulan bütüncül bakış ihtiyacı, özgün yöntem ve yaklaşımların üretilmesini gerekli kılar. Bu gerekliliklerle ortaya çıkan ve birliği savunan bir yaklaşım olan tasarım yoluyla araştırma (İng. research by design), bu kapsamda irdelenir. Bu yaklaşımın bilgi üretimindeki potansiyeli vurgulanır.
Çalışma, bir sentez ya da nihai sonuç sunma iddiası taşımaksızın, pratiğe içkin düşünsel bir derinlik arayışıdır. Pratikle kurulan girift ilişkiyi sorgulayan bir perspektifle, eylemin mimarlık disiplinindeki konumunu görünür kılmayı hedefler. Böylece mimarlık araştırmalarında öznenin ve tasarım süreçlerinin potansiyel rolüne yönelik eleştirel ve üretken bir düşünme alanı açmayı amaçlar.
Araştırma ve Pratik Arasındaki Sınırların Yeniden Tanımlanması
Nesnel üretime odaklı araştırma anlayışında pratik, uygulamaya dönük becerilerle özdeşleştirilir. Bu, mimarlık pratiği içerisinden yapılan araştırma tanımlamalarında da [1] net bir biçimde görülebilir: kullanıcı istekleri, program ve arazi analizleri, diğer mimarların işlerine dair analizler, yeni malzeme ve ürünler üzerine araştırmalar, üretim sonrası performansa dair araştırmalar gibi belli bir alana odaklanılmış bir çerçeve. Ancak genellikle araştırma kavramı, “şey”lerin nasıl olduğunu keşfetmeye yönelik bir eylem olarak tanımlanmakla birlikte; pratiği eleştirme, geliştirme ve keşfetme biçimi olarak da kabul görür. Lexicon of Design Research’te [2] belirtildiği üzere, “araştırmacılar kuram geliştirmeyi hedefleyebilir; aynı zamanda belirli durumları anlama, bunu tasarım sürecinin kurucu bir parçası olarak ele alma ve tasarım araştırması sürecinin olası çıktıları olarak yöntemler ve pratik araçlar geliştirme” amacı da taşıyabilirler.
Bu noktada Kiel Moe’nun [3] , mimarlığın hem epistemolojik hem de enerjetik yönünü bir arada düşünmeyi öneren yaklaşımı önemli bir açılım sunar. Moe, mimarlık üretimini yalnızca fiziksel bir nesnenin tasarımı olarak görmez. “Mimarlık sadece nesnelerin değil, süreçlerin ve etkilerin tasarımıdır. Binalar yalnızca enerji tüketmezler, aynı zamanda düşünme biçimimizi de şekillendirirler.” Mimari tasarımın araştırma ve pratik ayrımının ötesinde konumlandırıldığı bu bakış açısı [4], araştırmayı yalnızca dışsal bir bilgi edinme süreci değil, pratiğin içkin bir parçası olarak da düşünmeyi gerektirir.
Donald Schön’ün [5] “düşünümsel pratik [6]” kavramı da bu çerçevede değerlidir; burada düşünme ve yapma eylemleri iç içe geçer. Özne, tasarım sürecinde hem araştıran hem de üreten aktör hâline gelir (Resim 1). Schön’e [7] göre, düşünümsel pratik aracılığıyla araştırma ve eylemin epistemolojisi gelişir, aralarındaki bağ kuvvetlenir. Pratiğin öznelerini, onların “tasarlama ve araştırma” eylemlerini içeren birikimleri çerçevesinde ele almak, tasarım pratiğini geliştirdiği gibi araştırmaya da yardımcı olur. [8] Benzer biçimde tasarımın, yalnızca bir ürün ortaya koyma süreci değil; aynı zamanda dünyayı anlama, bir sorgulama biçimi ve bilgi üretme yöntemi olduğu fikri ise, onu başlı başına bir araştırma pratiği olarak ele alma gereğini doğurur [9]. Araştırma, yalnızca şeylerin “nasıl olduğu” sorusunu değil, “nasıl olabileceği” sorusunu da içerir.
Mimari tasarım süreçlerine odaklanan çalışmalarda, özne ile nesne arasındaki mesafenin ortadan kalkması önemli bir unsur olarak öne çıkar. Nitekim, pratik eylemi gerçekleştiren kişi ile araştırmayı yürüten kişi çoğu zaman aynıdır. Bir kişi eylem sırasında düşünümsel bilgi kullandığında, pratik anlamda araştırmacıdır [10]. Bu bağlamda, mimar da aslında bir araştırmacıdır ve yaptığı üretim, a priori bilgisinin bir yansımasıdır. Resim 2’de görüleceği üzere, mimarın düşünümsel bilgi birikimi her proje sürecinde açığa çıkar, içinde bulunulan projede birikmeye devam eder ve farklı projelere sızar.
Öznel bilginin araştırmadaki rolü üzerine düşünürken, Jürgen Habermas’ın [11] eleştirel bilgiye bakışı yol gösterici olabilir: “Araştırma yalnızca nesnel gerçeklikleri tanımlamakla kalmaz, aynı zamanda öznenin kendisini de dönüştüren bir düşünsel süreçtir”. Ona göre araştırma, eleştirel bir yönelimle soru sormaya dayalı bir süreçtir. Bu sorgulama süreci yalnızca nesneyi değil, öznenin kendisini de dönüştürür. Bu nedenle Habermas, araştırmada sürekli nesnel kalma idealine karşı çıkar; özne olarak konumlanmanın da bilgi üretimi açısından önemli olduğunu vurgular. Benzer şekilde Wittgenstein’ın [12] şu sözleri de, mimari araştırma sürecinin öznel doğasını çarpıcı biçimde ifade eder: “Mimarlık alanında çalışmak, aslında kişinin kendisi üzerinde çalışması gibidir.”
Öznenin konumunu merkeze alan bu bakışlar, mimarlık bilgisini sürece katılan bireylerin deneyimleriyle ve birikimleriyle birlikte düşünmeyi önerir. Nitekim mimari tasarım araştırmalarında sürece ve pratiğin örtük [13] bilgisine ulaşmanın zorluğu, alana dair yeni soruların ortaya çıkmasına neden olur. Tasarımı araştırma konusu haline getiren bu sorular, aynı zamanda ulaşılan bilgiyi ifade etmenin pratik yöntemlerini de gündeme getirir. Dolayısıyla, tasarımın nasıl araştırılabileceğine ilişkin farklı yaklaşımların tartışılması kaçınılmaz hale gelir. Bu bağlamda, mimari tasarım araştırmalarına dair literatür de araştırma ve tasarım arasındaki bu ikili yapının karmaşıklığına dikkat çeker.
Bu gerilimin pratikte nasıl karşılık bulduğuna dair ilk önemli veriler, RIBA’in 2014 tarihli raporunda yer alır. Bu rapor, mimarlık pratiğinde araştırmanın yerini yeniden tanımlamayı amaçlar. Pratikteki mimarların araştırma ile kurdukları ilişkiyi söyleşiler ve örnek projeler üzerinden inceleyerek analiz eder. Sonucunda, araştırma ve pratik arasındaki net sınırların çoğu zaman bulanık olduğunu ortaya koyan üç ana araştırma formu tanımlar [14]:
(1) araştırma bilgisi (araştırmanın konusu);
(2) araştırma süreçleri (bilgi araştırma ve bulma yolları) ve
(3) araştırma kaynakları (bilgiye erişim yolları).
Raporda yer alan ana bulgular, mimarların araştırmayı projelerine özgü bir şekilde ele aldıkları ve çoğunun tekil projelerinin gereksinimlerine odaklandığı yönündedir. Ayrıca, araştırmaların çoğunun teknik ve işlevsel konularda yoğunlaştığı belirtilir. Ancak bazı mimarların, tasarım teorisi ve sosyoloji gibi alanlara da yönelerek felsefi bir bakış açısı geliştirmeye çalıştığı izlenir. Akademik araştırmalarla bağlantıların çoğunlukla kişisel ilişkilere dayalı olduğu ifade edilir. Son olarak, araştırmanın bir uygulama etkinliğinin ötesine geçtiği kabul edilse de, bu potansiyelin henüz yaygın biçimde gerçekleştirilemediği vurgulanır [15]. Aynı rapor içerisinde tüm bu bulgular bilgi, süreçler ve kaynaklar başlıkları altında kesişimlere sahip biçimde kümelere ayrılır (Resim 3).
Raporda ortaya koyulan bu tablo, Türkiye bağlamında da benzer bir karşılık bulur. Araştırma, pek çok mimari üretim sürecinde hâlâ dışsal bir katkı olarak görülürken; tasarımın ayrılmaz bir bileşeni olarak kavramsallaştırılmamaktadır. Ancak son yıllarda özellikle lisansüstü stüdyolar, yarışmalar ve bireysel üretimler üzerinden bu ilişkiyi daha bütüncül ele alan örnekler gelişim içindedir.
Sonuç olarak, araştırma ve pratik arasındaki sınırların yeniden tanımlanması, yalnızca epistemolojik bir tartışma değil; aynı zamanda pedagojik, mesleki ve entelektüel bir gerekliliktir. Bu yeniden tanım, yalnızca hangi araçlarla bilgi ürettiğimizi değil, mimarlığın ne tür bir düşünme ve eylem biçimi olduğunu da yeniden değerlendirmemizi sağlar.
Tasarım Yoluyla Araştırma: Ayrımın Ötesinde Bir Yaklaşım
Mimarlık bilgisine dair öncül çalışmalar “tasarım süreci, bu sürece dair kontrol mekanizmaları geliştirme, eleştirel yaklaşımlar, bilgi işleme, tasarımın doğasını açıklama, ürün odaklı tartışmalardan süreç odaklı tartışmalara yönelme ve tasarımcının bilişsel süreçlerine” [16] odaklanır. Bu çalışmalar, örtük bilgiyi görünür kılma çabasıyla, tasarımı araştırmanın kapsamına dahil eden bütüncül yaklaşımların temelini oluşturur. Özellikle son yıllarda, sürece katılan aktörleri merkezine alan ve pratiği bir bilgi üretim alanı olarak ele alan araştırmalar, artan bir görünürlük kazanmıştır.
Bilgi, araştırma ve eylem arasındaki bağ; genellikle pratiğe dayalı ya da pratikten beslenen araştırma biçimleri aracılığıyla tanımlanır. Bu tür yaklaşımlar, geleneksel araştırma paradigmalarını sorgulayarak, araştırmayı doğrudan tasarım pratiğiyle ilişkilendirir. Esnek ve uyarlanabilir yapıları nedeniyle farklı isimlendirmelerle çeşitlenseler de ortak paydaları tasarım süreci ve tasarımcının deneyimi üzerine kurulu olmalarıdır. Temel hedefleri, araştırma aracılığıyla süreç bilgisinin deşifresi ve tasarım eyleminin, yani pratiğin ilerletilmesidir [17].
Bu kapsamda öne çıkan temel yaklaşımlardan biri olan “tasarım yoluyla araştırma” (research by design), mimari bilgi üretimini sadece nesnel çıktılarla değil, sürecin kendisiyle değerlendirmeyi amaçlar. Tasarım yoluyla araştırma, EAAE [18] bünyesindeki bir çalışma grubu tarafından şu şekilde açıklanır: “Tasarım araştırması, alanın pratiğine uygun olarak, hem sözel hem de sözel olmayan biçimlerde, disiplin üyeleri ve diğer paydaşlar için tartışılabilir, erişilebilir ve faydalı çıktılar ve söylemler üretir.” Jürgen Rosemann [19], bu yaklaşımın ortaya çıkışını, tasarım sürecinin giderek daha fazla keşif odaklı bir yapıya evrilmesine bağlar. Süreç artık yalnızca çözüm üretme değil; mekânsal olasılıkları araştırma ve yeni yaklaşımlar deneme pratiğidir. Pratik ve kuram arasında kurulmasına ihtiyaç duyulan ilişki sebebiyle geliştirilerek, bütüncül bir bakışı gerektirir. Jørgen Hauberg [20] ise yaklaşımın temelini mimarlık araştırmasının diğer disiplinlerden ayrışan özgün bir karaktere, yani kendine özgü bir renge sahip olması gerekliliğine dayandırır. Zira bu araştırma türü, form ve mekân aracılığıyla yeni bilgi üretimine dayanır. Araştırma süreci, mimarın kullandığı yöntemler doğrultusunda gelişir. Ve pratik, yeni bilgiye ulaşmak için bir araç olarak görülür. Bu, özellikle disiplinlerötesi etkileşimlerin arttığı günümüzde, mimarlığın özgül yöntemler üretme gerekliliği açısından değerlidir.
Tasarım yoluyla araştırma yaklaşımının geçerliliği için bazı kriterler mevcuttur [21]:
(1) malzeme temelli deneylerin yeni kavrayışlara katkı sağlaması,
(2) çalışmanın önceden belirli metodoloji ve sistematik yapıdan ayrışması,
(3) örtük bilginin merkezde yer alması ve
(4) öznel üretim temsilini aşarak disipline katkı sunacak bir yapı geliştirmesi.
Bu gereklilikler, önerilen yaklaşımları mevcut araştırma yöntemlerinden ayrıştırmanın da esaslarını oluşturur.
Jane Rendell’in [22] “eleştirel mekânsal pratik” (critical spatial practice [23]) kavramı ise bu yaklaşımı kuramsal olarak derinleştiren önemli bir katkıdır. Eleştirel mekânsal pratik, hem sanatsal hem akademik alanlarda bilgi üreten, mekâna müdahale eden, öznel deneyimi merkeze alan ve eylem ile kuram arasındaki sınırları sorgulayan bir yaklaşımı da temsil eder. Rendell bu ilişkiyi şu ifadeyle tanımlar: “Eleştirel mekânsal pratik; kuram ile pratik, kamusal ile özel, sanat ile mimarlık, söylem ile mekânsal müdahale arasındaki alanı işgal eder.” Bu çerçevede mimarlık, sadece nesnel mekanlar üretmenin ötesinde; eleştirel bir düşünme biçimi, toplumsal ilişkileri yeniden yapılandırma alanı ve araştırmanın öznesine dönüşen bir sürece sahiptir.
Tasarım yoluyla araştırma, kuramsal bir tartışma alanı olmasından öte mesleki pratiğe dair sorgulamalarda da kendine somut yer bulur. Bu bağlamda geliştirilen “Deep Plan” adlı strateji, UN Studio’nun Arnhem kentinde yürüttüğü 10 yıla yayılan bir kentsel tasarım sürecini tarifler. Ben van Berkel’e [24] göre tasarım, araştırmanın sürekli güncellenen bir aracıdır. Bu projede, bireysel verilerden ziyade konumlar ve aktörler arasındaki ilişkiler temel parametrelerdir. Arazi analizleri, altyapı bağlantıları, yapı yoğunlukları ve açık alan kararları tasarımla test edilir. Kullanıcı hareketleri, kentsel kararlar ve zaman - mekân ilişkileri modellenir. Böylece araştırma süreci belgelenir; zaman ve program ilişkisi süreklilik halinde ele alınır. Berkel’e göre bu yöntem, toplumsal ve ekonomik koşulları göz önünde bulundurur; ve önceden belirlenmiş kentsel programlar yerine eşzamanlı çözümler yaratır.
Mesleki pratik bağlamında bu yaklaşımın kullanımıyla birlikte, pedagojik pratikte de özellikle tasarım stüdyosu temelli uygulamalarda yeri artmaktadır. Bu bağlamda Van Dooren ve arkadaşlarının [25] yürüttüğü çalışma, pedagojik pratik ve araştırma ilişkisini ortaya koyan bir örnektir. Araştırmacılar, stüdyoyu öğrencilerin tasarım sürecine dair düşünsel farkındalık geliştirdiği bir araştırma alanı olarak ele alırlar. Bu kurguda yürütücünün rolü, problemi tanımlamaktan çok, sürece dair verileri görünür kılarak öğrencilerin düşünsel üretimlerini desteklemektir. Söz konusu çalışmada, tasarım sürecinden elde ettikleri, süreci çözümleyici beş unsurlu bir model önerirler: (1) deneyimleme, araştırma ve karar verme; (2) yol gösterici temalar; (3) bilgi alanı; (4) referans çerçevesi; (5) laboratuvar ortamı (eskiz, maket ve görsel üretim). Bu model, tasarım sürecini çözümlemeye yardımcı bir çerçeve sunar; ancak kesin çözümler üretme iddiası taşımaz. Elde edilen bu veriler yalnızca pedagojik anlamda bir üretim olarak görülmemelidir. Aynı zamanda tasarım süreci üzerine pratiğe dayalı bilgi üretimi açısından da değer taşır.
Pratik ve eğitimdeki bu uygulama örnekleri, tasarım yoluyla araştırmanın farklı ölçek ve bağlamlarda karşılık bulabileceğini gösterir (Resim 4). Bu tür bütüncül stratejiler aracılığıyla, örtük bilgiyi yalnızca son ürün üzerinden değil; sürecin kendisi, özneler ve kullanılan araçlarla birlikte değerlendirmeye olanak sağlar. Böylece pratiğe dair esnek ve dönüştürücü bir araştırma biçimi olarak öne çıkar. Yalnızca nesnel bilgi üretimini değil, bu üretimin nasıl gerçekleştiğine dair “yaparak öğrenilen” bilgiye erişimi de dönüştürür.
Araştırma - Pratik Birliğine Dair Bir Değerlendirme
Tasarım yoluyla araştırma yaklaşımı, araştırma ve pratiği birbirinden ayırmadan, süreklilik içinde ele alır. Böylece, mimar ve araştırmacı kimlikleri (aynı kişi olmalarından bağımsız biçimde) iç içe geçer. Araştırmacı, yalnızca dışarıdan gözlem yapan bir figür değil, süreci deneyimleyen, müdahil olan ve bilgiye etkin katılımla ulaşan bir aktör haline gelir. Benzer biçimde, mimar da, yalnızca tasarlayan değil, aynı zamanda araştırmayı kurgulayan bir bilgi üreticisi olarak konumlanır. Böylece mimarlık bilgisinin üretiminde birliği esas alan bir yaklaşım kullanımı, disipline sadece yöntemsel değil, aynı zamanda eleştirel ve kuramsal bir derinlik kazandırır.
Tasarım yoluyla araştırmanın bilgi üretme, örtük bilgiyi açığa çıkarma ve mimarlık bilgisini çeşitlendirme potansiyeli, araştırma ortamındaki yerini giderek güçlendirir. Yine de tasarım ve araştırma arasındaki sınırların muğlaklığı, yöntemsel belirsizlikler ve değerlendirme ölçütleri üzerine süren tartışmalar ve eleştiriler de mevcuttur [26]. Ancak her ne kadar kimi araştırma alanlarında mevcut bilimsel yöntemler yeterli olabilse de, süreç ve düşünce odaklı konularda farklı bilgi üretim biçimlerine ihtiyaç duyulur [27]. Bu nedenle, üretilen araştırma yolları eğer sistematik bir yaklaşım sunuyor ve yeni, faydalı bilgilere ulaşmayı sağlıyorsa; bir riskten ziyade önemli bir imkân olarak değerlendirilmelidir [28]. Yeni yöntemler, yaklaşımlar ve hatta sezgilerle bu alanın keşfi önemli bir gerekliliktir [29]. Pratik ve araştırma ilişkisine dair farklı bağlamların mümkünlüğünün kabulü ve araştırma - pratik dikotomisine karşı birliği savunan yaklaşımlar, bilgi üretimine dair perspektifi genişletir. Böylece mimarlık araştırmaları hem akademik hem de pratik alanda daha etkin ve yaratıcı biçimlerde yapılandırılabilir.
Tasarım araştırmalarının dinamik ve sürekli dönüşen yapısı, gelişimin ayrılmaz bir ögesidir. Bu bağlamda, mimarlık pratiği ve araştırması arasındaki muğlak ya da tamamen ortadan kalkmış sınırlar üzerine düşünmek gerekir. Gelecekteki çalışmalar, mimarlık araştırmasının öznesi olan tasarımcının etkinliğini merkeze alırken; aynı zamanda araştırmacının da süreci izlemesine, katmanlarını açığa çıkarmasına ve bilgi üretimini bu eksende tartışmasına olanak tanıyan daha bütünleştirici yaklaşımlar doğrultusunda şekillenebilir. Böylesi bir yeniden konumlandırılma; mimarlıkta hem akademik hem de uygulamalı bilgi biçimlerinin iç içe geçmesini mümkün kılar. Bu yaklaşım, yalnızca yeni yöntemlerin geliştirilmesine değil; aynı zamanda mimarlık araştırmasının epistemolojik temelinin yeniden tartışılmasına da zemin sunar. Disiplinin hem eleştirel hem de yaratıcı biçimde dönüşmesi için bu tür bütüncül yaklaşımlara bugün her zamankinden fazla ihtiyaç vardır.
NOTLAR
[1]Fischer, Thomas, 2007, "Architectural Research", Architectural Graphic Standards(11. bs.), New Jersey: John Wiley & Sons.
[2] Lexicon of Design Research, (http://www.lexiconofdesignresearch.com). [Erişim: 06.02.2026]
[3] Moe, Kiel, 2014, Insulating modernism: isolated and non-isolated thermodynamics in architecture, Basel, Switzerland; Boston: Birkhäuser.
[4] Moe, Kiel; Osman, Michael, 2020, “UCLA AUD Presents: Kiel Moe in conversation with Michael Osman — “School or Lab?” söyleşi, YouTube, (https://www.youtube.com/watch?v=6X3oxjRU8Jk). [Erişim: 06.02.2026]
[5] Schön, Donald A., 1983, The Reflective Practitioner: How Professionals Think in Action, Londra: Basic Books.
[6] Düşünümsel bilgi (ing. reflective knowledge): Öznel bilginin yeniden yapılandırılması ve mimari tasarım ile ilgili diğer tüm bilgilerin de eklemlenmesiyle oluşan birikim (Uzunkaya, A., 2021, “Tasarım Yoluyla Araştırma ile Düşünüm Kayıtları: Mimarlar ve Defterleri”, Doktora Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul.).
[7] Schön, 1983.
[8] Uzunkaya, A., 2021.
[9] Downton, Peter, 2003, Design Research, Melbourne: RMIT University Press, s.1.
[10] Hannula, Mika; Suoranta, Juha; Vadén, Tere, 2005, Artistic research—Theories, methods and practices, Gothenburg: Gothenburg University Press, s.10.
[11] Habermas, Jürgen, 1971, Knowledge and Human Interests, Boston: Beacon Press.
[12] Wittgenstein, Ludwig, 1977, Culture and Value, Chicago: University of Chicago Press, s.16.
[13] Örtük bilgi (ing. tacit knowledge): Nasıl bildiğimizi bilmediğimiz ve tarifleyemediğimiz bilgi türü.
[14] Lee, Callum; Nettley, Amy; Prin, Matthieu; Owens, Paul; Dye, Anne, 2014, How architects use research: case studies from practice, Londra: RIBA, s.8.
[15] Lee vd., 2014, s.6.
[16] Uluoğlu, Belkıs, 2000, “Design knowledge communicated in studio critiques”, Design Studies, cilt:1, sayı:21, ss.33–58.
[17] Uzunkaya, A,, Paker Kahvecioğlu, N, 2022, “Architectural design research through reflection: a sub-approach under ‘research by design”, Open House International, cilt:4, sayı:47, ss.688–709, https://doi.org/10.1108/OHI-07-2021-0155.
[18] EAAE, 2022, “EAAE Charter on Architectural Research”, (https://www.eaae.eu/academies/eaae-charter-on-architectural-research). [Erişim: 06.02.2026]
[19] Rosemann, Jürgen, 2001, “The Conditions of Research by Design in Practice”, Research by Design, Proceedings of the International Conference Proceedings A. Faculty of Architecture Delft University of Technology in Co-Operation with the EAAE / AEEA, Marieke Van Ouwerkerk (ed.), Jürgen Rosemann (ed.), 1–3 Kasım, Delft: Delft University Press, ss.63–68.
[20] Hauberg, Jørgen, 2011, “Research by Design - a research strategy”, Architecture & Education Journal (Rev. Lusófona Arquit. Educ./Archit. Educ. J.), sayı:5, ss.46–56.
[21] Hauberg, 2011.
[22] Rendell, Jane, “Critical Spatial Practice”, (https://janerendell.co.uk/wp-content/uploads/2009/06/critical-spatial-practice.pdf). [Erişim: 01.07.2025]
[23] Rendell, Jane, 2007, Art and Architecture: A Place Between, I.B. Tauris.
[24]Berkel, Ben van, 2001, “Transfer Zone Arnhem 1996 - 2007: Deep Planning at work”, Research by Design, Proceedings of the International Conference Proceedings A. Faculty of Architecture Delft University of Technology in Co-Operation with the EAAE / AEEA, Marieke Van Ouwerkerk (ed.), Jürgen Rosemann (ed.), 1–3 Kasım, Delft: Delft University Press, ss.77–83.
[25] van Dooren, Elisa; Asselbergs, Thijs; Boshuizen, Els; van Merrienboer, Jeroen; van Dorst, Machiel, 2014, “Making explicit in design education: generic elements in the design process”, International Journal of Technology and Design Education, cilt:1, sayı:24, ss.53–71.
[26] Schreurs, Jan; Maartens, M., 2005, “Research by Design as Quality Enhancement”, AESOP 5 The dream of a GREATER Europe; Vienna University of Technology / Österreich, U.C. Dublin (ed.), Vienna: Kunst-und Kulturverlag.
[27] Bertram, Peter, 2012, The Invention of a Problem, Ses / görsel üretim (dijital).
[28] Hauberg, 2011.
[29] Nilsson, Fredrik; Dunin - Woyseth, Halina, 2008, “Some Notes On Practice - Based Architectural Design Research: Four ‘Arrows’ Of Knowledge”, Reflections, ss.139–147.
Bu icerik 35 defa görüntülenmiştir.