448
MART-NİSAN 2026
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Dosya Editörü: Ayşen Ciravoğlu



KÜNYE
YAYIN DEĞERLENDİRME

Türkiye Kırsal Mirasının Kolektif Atlası

Emine Çiğdem Asrav, Dr. Öğr. Üyesi, Bilkent Üniversitesi Mimarlık Bölümü

TMMOB Mimarlar Odası Kültürel Mirasın Korunması ve Geliştirilmesi Komitesi’nin hakemliğinde hazırlanan, Merve Arslan Çinko ve Koray Güler’in editörlüğünü ve Seda Ongun’un yardımcı editörlüğünü üstlendiği Türkiye’nin Kırsal Mimarlık Atlası geçtiğimiz Aralık ayında yayımlandı. Yazısında, çalışmanın Türkiye’de kırsal mimarlık alanında gerçekleştirilen ilk kapsamlı ve kolektif atlas olduğunu vurgulayan yazar, benzer bağlamda yapılmış çalışmalara ilişkin bir okumayla eserin alana hem kuramsal hem de yöntemsel anlamda katkı sağladığını ifade ediyor. Yayının hazırlık süreci ve içeriğinden örneklere de yer verilen yazıda, ortaya çıkan eserin sivil inisiyatif temelli, katılımcı, kamusal erişime açık bir bilgi üretim modeli olması yönünden özgün niteliğe sahip olduğu vurgulanıyor.

Türkiye’nin zengin ve çok katmanlı kırsal mimarlık belleğini sistematik bir biçimde belgelemek, görünür kılmak ve bu alandaki bilgi üretimini ortak bir platformda buluşturmak amacıyla TMMOB Mimarlar Odası tarafından yapılan açık çağrı sonucunda Türkiye’nin Kırsal Mimarlık Atlası (Resim 1) hazırlanmıştır. Türkiye’de kırsal mimarlık alanında gerçekleştirilen ilk kapsamlı ve kolektif atlas çalışması olma niteliği taşıyan bu yayın, Koray Güler ve Merve Arslan Çinko’nun editörlüğünde, Seda Ongun’un editör yardımcılığında hazırlanmış ve açık erişimli olarak yayımlanmıştır [1].

Kırsal alanlar, doğa ile kültürün karşılıklı etkileşimi içinde, uzun erimli uyum ve dönüşüm süreçleri boyunca şekillenen; kuşaklar boyunca sürdürülen yaşam pratiklerinin ürettiği bilgi birikimi ve deneyimle biçim kazanmış miras alanlarıdır. Topografya, iklim ve doğal kaynaklar yerleşim örüntülerini, mimari çözümleri, üretim biçimlerini ve yaşam döngülerini belirlerken; insan toplulukları da doğayla kurdukları ilişkiler aracılığıyla yaşam ve üretim mekânlarını oluşturmuş, bu mekânlara kültürel anlamlar ve işlevler yüklemiştir. Deneme ve yanılma yoluyla biriken yerel bilgi ve deneyimler, konuttan başlayarak yerleşime ve üretim alanlarını kapsayan peyzaj ölçeğine uzanan, ölçekler arası karmaşık bir ilişkiler ağı üretmiştir. Bu alanlar, yerel kimliğin, üretimin ve gündelik yaşamın odağı olmuş; değişim süreçlerini çoğunlukla yavaş ancak yüksek uyum kapasitesiyle yönetebilen dinamik sistemler olarak varlıklarını sürdürmüştür.

Türkiye, yedi coğrafi bölgesine yayılan farklı topografik özellikleri, iklim kuşakları ve çok katmanlı tarihsel birikimiyle zengin ve çeşitlilik gösteren bir kırsal mirasa sahiptir. Karadeniz’in nemli ve engebeli coğrafyasından Orta Anadolu’nun bozkır peyzajına, Akdeniz’in teraslanmış üretim alanlarından Doğu Anadolu’nun yüksek yaylalarına uzanan doğal çevre koşulları; farklı üretim biçimlerini, yerleşim örüntülerini ve mimari gelenekleri şekillendirmiştir. Bu doğal çeşitlilik, Anadolu ve Trakya’nın tarih öncesi dönemlerden itibaren kesintisiz yerleşim alanı olmasıyla birleşerek, kültürel süreklilik ve dönüşüm katmanlarını iç içe barındıran özgün kırsal alanların oluşmasına olanak sağlamıştır.

Bununla birlikte, tarihsel sürekliliğin ürünü olan bu yerleşimlerin önemli bir bölümü son yıllarda hızlanan kırdan kente göç, kırsal ekonominin zayıflaması, üst ölçekli planlama ve kalkınma kararları ile etkisi giderek artan iklim değişikliği gibi nedenlerle kısmen ya da tamamen terk edilmektedir.  Geleneksel üretim yapıları işlevini yitirmekte, konut dokuları çözülmekte ve yerel bilgiye dayalı yaşam pratikleri zayıflamaktadır. Deprem başta olmak üzere artan doğal afet riskleri de kırsal alanların kırılganlığını derinleştirmektedir. Bu süreç, yalnızca fiziksel çevreyi değil, aynı zamanda çok katmanlı somut ve somut olmayan kültürel miras değerlerini de etkilemektedir. Böylesi bir mirasın korunması, fiziksel müdahalelerin ötesinde; çok aktörlü, disiplinlerarası ve aşamalı bir yaklaşımı gerektirir. Bu sürecin temel adımı ise mevcut durumun kapsamlı biçimde belgelenmesi, bilinirliğinin artırılması ve üretilen bilginin kamusal ve akademik ortamlarda paylaşılmasıdır.

Bu bağlamda Türkiye’nin Kırsal Mimarlık Atlası, farklı coğrafi özelliklere sahip kırsal alanlardaki mimarlık mirasını sistematik biçimde belgeleyen, yok olmadan kayıt altına alan ve bu bilgiyi kamusal paylaşıma açan kapsamlı ve kolektif bir çalışma olarak önemli bir başvuru kaynağı sunmaktadır. Açık çağrı ile duyurulan Atlas’a Türkiye’nin farklı bölgelerinden toplam 116 başvuru yapılmış; bunların 103’ü hakem değerlendirilme sürecine alınmış ve ön değerlendirmeler sonucunda 90 çalışmanın yayımlanması uygun görülmüştür [2]. Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden gelen bu çalışmalar; 6’sı Doğu Anadolu, 12’si Ege, 3’ü Güneydoğu Anadolu, 16’sı İç Anadolu, 16’sı Karadeniz ve 23’ü Marmara Bölgesi’ndeki örnekleri kapsamaktadır.

Sunuş yazılarıyla çerçevesi çizilen Atlas, yedi coğrafi bölgeyi kapsayan yedi ayrı cilt halinde düzenlenmiştir. Bu ciltlerde yer alan 90 çalışma, kırsal mirası yerleşim ve tek yapı ölçeğinde iki katmanlı bir analiz çerçevesinde ele almaktadır. Yerleşim ölçeğinde coğrafi karakter, tarihsel gelişim, yerleşim dokusu, geleneksel konutların mimari özellikleri ve koruma sorunları değerlendirilirken; tek yapı ölçeğinde tarihsel çevre, mimari karakter, plan ve cephe özellikleri, yapım tekniği, malzeme kullanımı, yapı bileşenleri, özgünlük durumu ve koruma sorunları incelenmektedir. Mimari çizimler, fotoğraflar ve analitik değerlendirmelerle desteklenen bu yaklaşım, mimari çeşitliliği görünür kılmakla kalmayıp, kırsal alanların maruz kaldığı dönüşüm ve tehdit süreçlerini de kayıt altına almaktadır. Böylelikle Atlas, belgeleme ile koruma gündemi arasında doğrudan bir bağ kurmaktadır.

Uluslararası literatürde kırsal mirasın farklı yönleriyle belgelenmesine yönelik çalışmalar, küresel ölçekte geliştirilen envanter ve atlas yaklaşımlarından ulusal ve bölgesel kataloglara uzanan bir birikim ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, vernaküler mimarlığı dünya ölçeğinde sınıflandıran öncü ansiklopedik çalışmalar [3], peyzaj odaklı ve çok aktörlü değerlendirme modelleri geliştiren ulusal katalog girişimleri [4] ile Türkiye’de kırsal yerleşimleri yer, iklim, form ve malzeme özellikleri üzerinden inceleyen erken dönem araştırmalar [5], alana hem kuramsal hem de yöntemsel açıdan önemli katkılar sağlamış ve sonraki çalışmalar için önemli birer kaynak oluşturmuştur.


Ancak bu birikime karşın, Türkiye’nin kırsal mirasını ülke ölçeğinde, bütüncül ve sistematik bir çerçevede; mimari çizimler ve analitik çözümler eşliğinde ele alan ilk kapsamlı girişim 2025 yılında açık erişimle yayımlanan Türkiye’nin Kırsal Mimarlık Atlası olmuştur. Devlet ya da üniversite destekli uluslararası örneklerden farklı olarak Atlas, TMMOB Mimarlar Odası’nın öncülüğünde ve açık çağrı yoluyla farklı araştırmacıların katkılarını biraraya getiren kolektif bir üretim süreci sonunda hazırlanmıştır. Bu yönüyle yalnızca bir belgeleme çalışması değil; aynı zamanda sivil inisiyatif temelli, katılımcı ve kamusal erişime açık bir bilgi üretim modeli olarak da özgün bir konumda yer almaktadır.

Atlas’ta yer alan çalışmaların önemli bir bölümü lisansüstü tezler ve koruma stüdyoları kapsamında üretilmiş; bir diğer kısmı ise üniversitelerin BAP projeleri ile TÜBİTAK ve AB destekli araştırma programları çerçevesinde geliştirilmiştir. Sayıca daha sınırlı olmakla birlikte, bireysel inisiyatifle yürütülen araştırmalar da bu kolektif yapıya katkı sağlamaktadır. Bu yönüyle Atlas, farklı kurumsal ve akademik bağlamlarda üretilmiş bilgiyi biraraya getiren bir platform olmanın yanı sıra, Türkiye’de kırsal miras araştırmalarının aktörlerini ve bilgi üretim dinamiklerini de görünür kılmaktadır.

İki yılda bir yeni katkılarla güncellenmesi öngörülen Atlas, mevcut 90 çalışma ile dahi Türkiye’nin kırsal mirasının çeşitliliği, mevcut durumu ve güncel sorunlarına ilişkin kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Örnekler birlikte değerlendirildiğinde, farklı topoğrafya ve iklim kuşaklarının biçimlendirdiği yerleşim kararları, yapı tipolojileri ve üretim pratikleri üzerinden çeşitlenen yaşam örüntüleri okunabilmektedir. Bir yanda yerleşim seçimi, dokusu ve yapı tipolojilerindeki kültürel süreklilik; diğer yanda mevsimsel hareketlilik, geçici kullanım biçimleri ve dönüşen ekonomik faaliyetlerin mekâna yansıyan dinamik izleri dikkat çekmektedir.

Yerleşim ölçeğinde incelendiğinde, topoğrafya, iklimin ve diğer doğal koşulların yerleşim kararları üzerindeki belirleyici etkisi açıkça görülmektedir. Engebeli ve dağlık alanlarda yerleşimler çoğunlukla araziye uyumlu biçimde gelişmekte; kimi örneklerde dağınık bir doku sergilerken, kimi durumlarda ise Çamlıhemşin Ortan ve Yolkıyı köylerinde (Resim 2) görüldüğü üzere belirli bir kot boyunca lineer bir düzen içinde biçimlenmektedir. Bu tür eğimli coğrafyalarda, genellikle yaz aylarında kullanılan mezra ve yayla gibi mevsimsel yerleşim biçimleri de kırsal mekânsal örgütlenmenin tamamlayıcı unsurları olarak öne çıkmaktadır. Benzer şekilde, Kayseri Bağpınar Köyü’nde olduğu gibi kayaya oyma mekânlarla bütünleşen yerleşimler, doğal çevre ile kurulan doğrudan ve uyumlu ilişkinin örneklerini sunmaktadır.

Buna karşılık, Konya Ovası gibi düz ve su kaynaklarının sınırlı olduğu alanlarda yerleşimlerin su varlıkları çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir. Günümüzde su kısıtlılığına bağlı olarak obruk oluşumlarının devam ettiği bu bölgede, Bizans dönemine tarihlenen obrukların çevredeki yerleşimler tarafından su haznesi olarak değerlendirilmesi ve Karatay’daki Obruk Köyü örneğinde olduğu gibi yerleşimlerin bu doğal oluşumlara yakın konumlanması, su rejiminin kırsal yerleşim kararları üzerindeki yönlendirici etkisini ortaya koymaktadır.

Bunun yanı sıra, savaşlar sonrasında Anadolu’ya yerleştirilen topluluklar için planlı olarak kurulan Eskişehir Çifteler’deki Abbashalimpaşa Köyü (Resim 3) gibi örnekler de Atlas’ta yer almıştır. Bu tür yerleşimler, siyasal ve idari kararların kırsal mekânı nasıl şekillendirdiğini göstermekte; dönemin çağdaş kırsal çevre oluşturma çabası ile yerleştirilen toplulukların kültürel pratiklerinin mekânda nasıl yeniden yorumlandığını ortaya koyan hibrit örnekler sunmaktadır.

Anadolu’da yüzyıllar boyunca varlığını sürdüren göçebe ve yarı göçebe toplulukların izleri ise yerleşik hayata geçiş süreçlerine rağmen kırsal mekânda gözlemlenmeye devam etmektedir. Atlas’ta yer alan ve bugün halen göçebe yaşam tarzını sürdüren Sarıkeçili Yörükleri’nin yazlık yerleşimlerindeki geleneksel çadır mimarisi (Resim 4), bu sürekliliğe ve hareketliliğe dayalı yaşam örüntüsünün somut bir ifadesi olarak dikkat çekmektedir.

Kırsal mekândaki tarihsel sürekliliğin en belirgin örnekleri, Atlas’ta geniş yer bulan ve arkeolojik kalıntılarla iç içe gelişmiş çok katmanlı yerleşimlerde görülmektedir. Höyük üzerinde konumlanan Konya Karahüyük Mahallesi, Antalya Elmalı’daki Bozhüyük Köyü ve Şanlurfa Yağmurlu Köyü’nde bugün Soğmatar Antik Kenti olarak anılan höyük (Resim 5), bu tür yerleşimlere örnek teşkil etmektedir. Bu alanlarda devşirme malzeme kullanımı ve arkeolojik kalıntılarla bütünleşmiş bir yaşam dokusu, tarihsel katmanların gündelik yaşamla kurduğu sürekliliği ortaya koymaktadır. Benzer biçimde, Gümüşhane Dumanlı Köyü’ndeki Santa Harabeleri içinde Piştoflu Mahallesi, yoğun devşirme malzeme kullanımıyla dikkat çeken Bursa İznik Hisardere Köyü ve Haymana Dereköy de tarihsel miras ile kırsal yerleşimin iç içe geçtiği örnekler arasında yer almaktadır.

Arkeolojik katmanların yanı sıra, çok kültürlü geçmişe işaret eden ve farklı dönemlerde farklı dini ve etnik topluluklar tarafından kurulmuş ya da kullanılmış yerleşimler de Atlas’ta görünür kılınmaktadır. Bu yerleşimlerde cami, kilise ve şapel gibi ibadet yapılarının bir aradalığı; konut mimarisinde ortaya çıkan özelleşmiş mekânlar, süslemeler ve yazıtlar aracılığıyla çok katmanlı bir kırsal belleğin izlerini günümüze taşındığını göstermektedir.

Atlas’ta incelenen yerleşimlerde konutun yanı sıra çoğunlukla üretimle ilişkili farklı yapı tipleri de öne çıkmaktadır. Akdeniz havzası ve Toroslar’da görülen arı evleri (Resim 6) ile Bolu Deveören’deki arılıklar, arıcılık kültürünün mekânsal yansımalarını ortaya koyarken; Antalya Doyran ve Çandır su havzalarında yer alan su değirmenleri su gücüne dayalı üretim ve teknolojik gelişimin izlerini taşımaktadır. İzmir Foça Sazlıca Mevkii’nde tarımsal alanları gözetleme ve koruma amacıyla inşa edilen kule evler (Resim 7); Bursa Umurbey ve çevresindeki ipekhaneler; Balıkesir Edremit Güre Köyü ile Aydın Bayırdamı köylerindeki zeytin işlikleri; Kütahya Gediz Cebrail Köyü’ndeki fırın evleri; Balıkesir Kepsut Örenli Köyü’ndeki taş fırın ve ambarlar bu çeşitliliğin diğer örnekleridir. Ordu Fatsa Kabakdağı Köyü’nde köy evlerinin önünde yer alan ve “havli - mamuli alanı” olarak adlandırılan ekim - dikim bahçeleri ile Kaş Bezirgan’daki tahıl ambaları, odunluk, koyun damı, serender, değirmen, çeşme, sarnıç ve kuyu gibi yapılar ise kırsal ekonominin ve ona bağlı gündelik yaşamın mekânsal karşılıklarını oluşturmaktadır.

Belirli işlevlere yanıt veren üretim yapılarından farklı olarak konut, çok bileşenli kırsal yaşamın çevresel, toplumsal ve ekonomik boyutlarını tek bir yapı içinde bütünleştiren, çok katmanlı ancak yalın bir tipoloji sunmaktadır. Geleneksel konutlarda yerel yapım tekniklerinin ve malzeme kullanımının ileri örnekleri görülürken, üretim pratikleri, aile yapısı ve kültürel değerler doğrultusunda biçimlenen mekânsal organizasyon da açıkça izlenebilmektedir. Bu nedenle kırsal konut, yalnızca bir barınma biçimi değil; kırsal yaşamın örgütlenişini ve bu örgütlenmenin ürettiği kültürel mirası anlamak açısından temel bir referans niteliği taşımaktadır.

Atlas’ta yer alan konut örnekleri, yerleşim içindeki konumlanışları ve açık alanlarla kurdukları ilişkiden cephe düzenine, yapım tekniği ve malzeme seçiminden iç plan organizasyonu ve mimari elemanlara kadar geniş bir çeşitlilik sergilemektedir. Anadolu ve Trakya kırsalında konut tipolojileri; doğal kaynakların niteliği, iklim ve topoğrafya koşulları ile tarihsel ve kültürel arka plan doğrultusunda belirgin biçimde farklılaşmaktadır.

Van Mollatopuz ve Diyarbakır Akdere köylerinde yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı iklime uyum sağlayan, kerpiç malzemeyle inşa edilmiş kompakt ve küçük ölçekli konutlar öne çıkmaktadır. Mollatopuz’daki evlerde ısıtma ve pişirme işlevleri için ayrılmış tandır evi gibi özelleşmiş mekânlar bulunurken, Akdere’de konutların ihtiyaçlar doğrultusunda yan yana eklemlenerek büyümesi (Resim 8), iklimsel koşullara ve aile yapısına uyumlu bir mekânsal gelişim modeli ortaya koymaktadır. Bu örnekler, konutun çevresel veriler ile toplumsal pratikler arasındaki karşılıklı etkileşim üzerinden şekillendiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Bu daha mütevazı örneklerin yanı sıra Atlas, büyük ölçekli ve karmaşık konut tiplerini de görünür kılmaktadır. Sivas Acıyurt Köyü’ndeki Mihrali Bey Konağı; iç sofalı plan şeması, erzak ve aşhane gibi birimleri, eyvanlı odaları, taş yığma ile ahşap karkas sistemin birlikte kullanımı ve iç mekândaki süslemeli mimari elemanlarıyla konak geleneğini temsil etmektedir. Benzer şekilde İznik Hisardere köyündeki Levent Şahin Evi (Resim 9), üç katlı ahşap çatkı içinde taş dolgu sistemi, cihannümalı cephe düzeni, tarım ve hayvancılığa bağlı depolama ve üretim mekânları ile üst katlarda sofa etrafında örgütlenen yaşam alanlarıyla özgünlüğünü koruyan nitelikli bir örnek sunmaktadır. Yapım tekniklerinin cephede doğrudan okunabildiği Çamlıhemşin’deki göz dolma evler ile İbradı’daki düğmeli evler, yerel inşa bilgisinin hem estetik hem de karakter belirleyici rolünü ortaya koyarken; Malatya Arapgir Ormansırtı ve Tunceli Çukurca (Behrav) köylerinde görülen devşirme malzeme, kitabe ve süsleme kullanımları konutların tarihsel katmanlarla kurduğu ilişkiye işaret etmektedir. İç mekânlarda ise gusülhane ve ocak gibi geleneksel öğelere ek olarak tavan süslemeleri, ahşap oyma örnekleri ve canlı renk kullanımı, konutun temsil değeri ile gündelik yaşam pratiklerini birlikte taşıyan bir kültürel alan olduğunu göstermektedir.

Kırsal yerleşim ve konut ölçeğinde birçok çalışmada, yerel yaşam biçimlerini, yapı yapma kültürünü ve geleneksel yapım tekniklerini anlamak amacıyla araştırmacıların yerelde yaşayan kişiler ve ustalarla görüşmeler gerçekleştirdiği görülmektedir. Bu yaklaşım, kırsal mirasın belgelenmesinde yerel ve yaşayan bilginin vazgeçilmezliğini vurgulamakta; yapım teknikleri ve mekânsal kullanım biçimlerine ilişkin ayrıntıların ancak bu tür katılımcı yöntemlerle görünür kılınabildiğini göstermektedir.

Öte yandan Atlas, belgelemenin ötesine geçerek kırsal alanların güncel sorunlarına ilişkin kapsamlı bir durum tespiti de sunmaktadır. Örnekler, nüfus kaybı ve terk edilmenin yaygınlaştığını; özellikle genç nüfusun azalmasının geleneksel yapı yapma bilgisinin aktarımını, yerel ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini ve mevcut yapı stokunun bakım ve onarımını doğrudan zayıflattığını ortaya koymaktadır. Buna turizm kaynaklı işlev değişiklikleri, plansız müdahaleler ve yerel doku ile uyumsuz yeni yapılaşmalar; üst ölçekli plan kararları, baraj ve HES projeleri ile köylerin mahalle statüsüne dönüştürülmesi gibi yapısal etkenler eklenmektedir. Son yıllarda artan afet riski, iklimdeki ani değişimler ve doğal kaynaklara erişimin azalması ise bu kırılganlığı daha da derinleştirerek kırsal mirasın devamlılığını ciddi biçimde tehdit etmektedir.

Kırsal mirasın çok boyutlu değerlerini ve karşı karşıya olduğu sorunları bütüncül bir çerçevede ortaya koyan Atlas hem bu alanda çalışan araştırmacılar hem de kırsal alanlara ilişkin planlama ve koruma kararları alan yerel ve merkezi yöneticiler için önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşımaktadır. Atlas’ın yalnızca akademik çevrelerde değil, çalışılan köylerde yaşayan topluluklar ve yerel yönetimlerle de paylaşılması; bu aktörlerin katkı ve sahiplenmesiyle gelişimini sürdürmesi büyük önem arz etmektedir.

Bunun ötesinde Atlas, yalnızca kırsal mimari mirasın belgelenmesine hizmet etmekle kalmayıp, günümüzde giderek aciliyet kazanan iklim değişikliğine uyum, afet risklerinin azaltılması ve sürdürülebilir kırsal kalkınma gibi disiplinlerarası işbirliği gerektiren alanlar için de güçlü bir bilgi altyapısı sunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda yeni katkılarla zenginleşerek kapsamını genişletmesi ve Türkiye’nin kırsal mimarlık belleğini daha bütünlüklü biçimde ortaya koyması hem akademik hem de kamusal düzlemde önemli bir kazanım olacaktır.

NOTLAR

[1] Türkiye’nin Kırsal Mimarlık Atlası, (https://kirsalmimarlik.org/). [Erişim:01.03.2026]

[2] Güler, K.; Arslan Çinko, M., 2025, “Editörlerden”, Türkiye’nin Kırsal Mimarlık Atlası, Güler, K. (ed.), Arslan Çinko, M. (ed.), TMMOB Mimarlar Odası, ss.iii–iv. ISBN: 978-605-85593-9-4. https://doi.org/KIRSALMIMARLIK2025.2025.2.

[3] Oliver, P., 1997, Encyclopedia of Vernacular Architecture of the World, Cambridge University Press: Cambridge Üniversitesi desteği ve yerel araştırmacının katkısıyla hazırlanmış; dünyanın farklı bölgelerindeki vernaküler mimarlığı malzeme, yapım tekniği ve bölgesel dağılım üzerinden sınıflandırarak jeofiziksel, iklimsel ve kültürel etkenlerle ilişkisini karşılaştırmalı biçimde ele almıştır.

[4] Agnoletti, M. (ed.), 2013, Italian Historical Rural Landscapes. Cultural Values for the Environment and Rural Development, Springer: Avrupa Peyzaj Sözleşmesi çerçevesinde geliştirilen; kırsal alanları doğal ve kültürel değerleriyle birlikte ele alan, planlama, yönetim ve korunma süreçlerine yönelik yasal ve kurumsal altyapıyı güçlendirmeyi amaçlayan; Tarım ve Ormancılık Bakanlığı, bölgesel yönetimler ve üniversitelerin işbirliğiyle yürütülmüş kapsamlı bir katalog çalışmasıdır.

[5] Aran, K., 2000, Barınaktan Öte Anadolu Kır Yapıları, Tepe Mimarlık Kültürü Merkezi: Anadolu’daki kırsal yerleşmeleri ve yapılarını yer, iklim, form ve malzeme özelliklerine göre sınıflandıran; bireysel saha araştırmalarına dayalı bir derleme çalışmasıdır. Özgüner, O., 1970, Köyde Mimari Doğu Karadeniz, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yayını: Bölgesel ölçekte, Doğu Karadeniz kırsal mimarisini ayrıntılı biçimde inceleyen ve tez çalışmasına dayanan erken dönem araştırmalardandır.

Bu icerik 16 defa görüntülenmiştir.