DOSYA: KRİZLER KARŞISINDA MİMARLIK VE EĞİTİMİ
Krizleri Kültür Mirası Üzerinden Okumak: Tehlike - Risk İlişkileri ve Analiz Çerçevesi
Zeynep Gül Ünal, Prof. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
“Krizler Karşısında Mimarlık ve Eğitimi” dosyasının bu yazısında kriz yönetimi konusu, kültür mirası penceresinden inceleniyor. Kültür mirasının kriz zamanlarında kırılganlıklar kadar dirençliliğin de görünür hale geldiği bir bilgi alanı olarak değerlendirildiği yazıda, kültürel mirasın varlığını tehdit eden tehlikelerin ve buna bağlı gelişen risklerin analizinde kapsamlı ve parçaların da dikkate alındığı bir bakış açısının benimsenmesi ve bu süreçlerde belirleyici olan etik sorumlulukların yerine getirilmesinin önemi vurgulanıyor.
Mary Shelley’nin 1826 yılında yayımlanan The Last Man (Son İnsan) [1] adlı romanında, kahramanı tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgın ve ona eşlik eden olağanüstü doğa olayları karşısında hayatta kalabilmek için İstanbul’un da aralarında bulunduğu farklı coğrafyalardaki henüz güvenli olduğunu düşündüğü yerleşimlere yolculuk eder ve yolculuk salgından geriye kalan son insanın hikayesi olarak biter. 2070 – 2100 yılları arasında geçen, post-apokaliptik bilimkurgunun ilk örneklerinden sayılan bu roman günümüzden iki yüz yıl önce krizlerin mekânsal ve zamansal örgütlenişine dair önemli bir kuramsal çerçeve sunar ve tarihçi Ferguson’un [2] geçmiş felaketleri incelediği çalışmasında da aynı nedenle ele alınır.
Salgının Asya’dan Avrupa’ya doğru yayılımında İstanbul’un salgın ve savaş çerçevesi içinde bir eşik mekân olarak konumlanması, riskin sabit coğrafyalardan ziyade bağlantılar, geçişler ve ilişkiler ağı üzerinden şekillendiğini gösterirken; yazar bugün “çoklu afet” olarak tanımladığımız ve yarattığı sonuçların ne siyasi ne de coğrafi sınırlarla izole edilebileceğinin de altını çizer. Bu çerçeve, krizlerin yalnızca ortaya çıktıkları anlar üzerinden değil; geçmişle sağlanan bağlantılar, kırılma noktaları ve geçişler üzerinden izlenmesi, analiz edilmesi ve yönetilmesi gerektiğine işaret eder. Kriz her ne kadar ortaya çıkışıyla birlikte görünür hale gelse de aslında, sonuçta tekil bir olay değildir. Krizin doğru anlaşılabilmesi için farklı zaman ve mekânlarda oluşan kırılmaların birbirini tetiklediği ilişkisel bir süreç olarak okunması gerekir.
Bu post-apokaliptik kurgunun yayınlanmasından yaklaşık iki yüz yıl kadar sonra 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından küresel pandemi ilan edilen COVID-19, Shelley’nin kurguladığı bu sınır aşan kırılganlık durumunun gerçek bir örneğini verir.
Bu ilişkisel okuma, tarih içinde meydana gelen ve romanlara da ilham veren savaş, salgın hastalık, deprem, yangın gibi büyük olaylar ya da afetlerle anılan krizlere ilişkin gelecek öngörülerinin oluşturulduğu “afet senaryoları” için ana kaynaklardan biridir ve romanla gerçek arasındaki paralellikler de bu nedenle bir tesadüf değildir.
Mimarlığın yaratıcı gücü, yapılı çevre, parçası olduğu doğal çevre ve bu çevrenin sahipleri ve kullanıcıları olan canlılar arasındaki ilişkinin uyumu ve sürekliliğini sağlama kapasitesine dayanır. Krizler ise, bu ilişki dengesinin kesintiye uğradığı ya da tamamen ortadan kalktığı durumlarda ortaya çıkar. Bu nedenle krizlerin ilişkisel doğasını anlamak, yapılı çevre, doğal çevre ve kullanıcılar arasındaki etkileşim dinamiklerini birlikte okumayı gerektirir. Bu çerçevede afetler, söz konusu ilişki dengesinin bozulmasının bir sonucu olarak ortaya çıkarken; bu kriz durumunun yeniden dengeye kavuşturulması ve olumluya çevrilmesi de yine mimarlığın bu ilişkileri yeniden kurma kapasitesi ile mümkündür. Bu nedenle mimarın temel görevi, yalnızca yapı üretmek değil; bu ilişkisel dengeyi kurmak ve sürdürmektir.
Kültür Mirası Üzerinden Krizlerin Okunması
Krizlerin zaman mekân katmanlaşmasında yatay ya da düşeyde oluşan kırılmaların birbirini tetiklediği ilişkisel bir süreç olarak okunmasının gerekliliği kabulünden yola çıktığımızda yapılı çevre - koruma - mimarlık üçgeni, krizlerin izlerini görünür kılmak ve gelecekte ortaya çıkabilecek riskleri okuyabilmek açısından kritik bir araç haline gelir. Zira krizler yalnızca fiziksel yıkım süreçleri değil; mekânın üretimi, kullanımı ve anlamlandırılması üzerinden şekillenen çok katmanlı süreçlerdir. Bu bağlamda “kültür mirası”, hem geçmişle kurulan sürekliliğin taşıyıcısı hem de toplumsal kimlik ve aidiyetin mekânsal ifadesi olarak, krizler karşısında yalnızca korunması gereken bir değer değil; aynı zamanda kırılganlıkların, dirençliliğin ve müdahale biçimlerinin en görünür hale geldiği bir bilgi alanı sunar.
Bu kuramsal çerçeve, güncel jeopolitik gerilimler üzerinden de oldukça net okunabilmektedir. Yakın zamanda İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında zaman zaman şiddeti artan ve azalan krizin kültür mirası üzerinden okunması özellikle krizlerin anlamlandırılması açısından iyi bir örnek sunar.
2020 yılı teması “Westlessness (Batısızlık)” olan 56. Münih Güvenlik Konferansı’nın Güvenlik Raporunda yer alan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın mesajı, güvenlik ve kültür varlıkları arasındaki ilişkinin altını şu sözlerle çizer: “… Dünyanın herhangi bir yerinde, en büyük ekonomilere ve en ölümcül silahlara sahip olabiliriz, fakat eğer güçlü ailelerimiz ve güçlü değerlerimiz olmazsa zayıf olacağız ve hayatta kalamayacağız. Özgürlüğümüz, medeniyetimiz ve hayatta kalmamız kültüre, tarihe ve hafızaya bağlıdır…” (Munich Security Report 2020) Bu mesajın birkaç ay öncesinde ise Ocak 2020’de ABD ve İran arasında yaşanan kriz sonrası ABD Başkanı Donald Trump’ın baskın retoriklerinden biri; “… İran’dan gelecek bir saldırı durumunda İran kültürü açısından çok önemli yapı ve alanların hızlı ve sert bir biçimde vurulacağı…” (The Guardian, 2020) açıklaması var. Bu iki metin, kültür varlıklarının oluşturduğu kolektif hafızanın önemi ve özellikle de tüm dünyada farklı coğrafyalarda meydana gelen yakın dönem çatışmalarında neden hedef alındığı konusunu yorumlamak açısından oldukça dikkat çekicidir…” [3]. Nitekim 21. yüzyılın değişen tehdit ve risk ortamında kültürel mirasın korunması, afet ve çatışma süreçlerini birbirinden kopuk değil, çok katmanlı ve ilişkisel riskler bütünü içinde değerlendirmeyi gerektirmektedir [4].
Bu açıklamalardan sonra aradan geçen altı yılın sonunda 2026 yılı Şubat ayında ABD - İran arasında tırmanan krizle başlayan çatışmalarda, içlerinde Dünya Miras Listesi’nde yer alan Tahran Gülistan Sarayı, İsfahan Naqsh-e Jahan Meydanı (1979) gibi İran’ın kültür mirası açısından önemli eserlerin aldığı hasar, krizlerin mekân - anlam - temsiliyet üzerinden iyi bir analiz ile okunabilmesi durumunda öngörülebilir de olacağına ilişkin bir örnektir. [5]
Krizlerin Okunmasında Bir Kılavuz Olarak Güncel Tehlikelerin Sınıflaması
Krizlerin birbirini etkileyen ve etkilerini karşılıklı olarak güçlendiren süreçler olarak okunmasında, tetikleyiciler olarak tanımlanan tehlikelerin küresel ölçekte standart bir sınıflama ile tanımlanması, özellikle sınır ötesi etkiler yaratan krizlerin ortak bir çerçevede analiz edilmesini mümkün kılmaktadır. Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisi ile Uluslararası Bilim Konseyi (UNDRR - ISC) tarafından 2025 yılında güncellenen “Tehlike Tanımı ve Sınıflandırma İncelemesi Teknik Raporu”
[6], kültürel mirasın varlığını tehdit eden krizlerin analizinde de önemli bir araç sunmaktadır. Bu sınıflama, yine UNDRR tarafından geliştirilen ve yürütülmekte olan Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi (2015 – 2030) ile birlikte değerlendirildiğinde, afet kaynaklı kayıpların azaltılması ve dirençlilik perspektifinde kültürel mirasın nasıl ele alınması gerektiğine dair yönlendirici bir bakış açısı sağlamaktadır. Bilindiği üzere, Sendai Çerçevesi için en önemli öncelik tehlikenin kimliğini belirlemekle ilgilidir. Aynı zamanda kültür mirasının karşı karşıya kaldığı afet risklerinin yönetiminde tehlike analizi alanın karşı karşıya olduğu risklerin anlaşılabilmesi için ilk analiz adımını oluşturmaktadır.
Bu güncellenen çerçevede özellikle karışıklığa neden olan 282 tehlike tanımı artık jeolojik, hidrometeorolojik, biyolojik, çevresel, kimyasal, teknolojik, toplumsal, dış uzay kaynaklı olmak üzere sekiz ana grup altında sınıflandırılmıştır. Teknik raporda; karma tehlikeler, zincirleme etkiler, yavaş gelişen tehlikeler, dijital / yapay zekâ kaynaklı riskler gibi yeni karşımıza çıkan kavramlar da bulunmaktadır. Özellikle “dijital / yapay zekâ kaynaklı riskler” mimarlıkta tasarım ve miras koruma perspektifinde özellikle izlenmesi gereken bir tehlike - risk ilişkisi verecektir.
Kültür mirası için tehlike profili oluşturmak, tehlikenin türü ve buna bağlı gelişebilecek zincirleme etkisini anlamak, öncelikli koruma ve müdahale alanlarını belirlemek, acil durum planlarını gerçekçi ve uygulanabilir temellere oturtmak açısından gereklidir. Burada tehlike profilini oluşturmak için takip edilmesi gereken adımlar krizin fragmanlara ayrılarak anlamlandırılmaya çalışılmasına olanak sağlayabilecek bir araç haline gelmektedir. Buna göre “Kültür Mirası Tehlike Bilgi Profili Oluşturma Adımları” aşağıdaki gibi tanımlanabilir;
1. Tanım ve köken
2. Neden - sonuç zinciri
3. Geçmiş olay örnekleri
4. Etkilenen miras bileşenleri
5. Veri kaynakları ve göstergeler
6. Belirsizlik / bilgi boşluğu
Bu sınıflama yalnızca tehlikeleri tanımlamakla kalmaz, aynı zamanda bu tehlikelerin birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini anlamak için de bir zemin sunar. Bu noktada tehlikeler arasındaki ilişkileri tetikleyici, bileşik ve amplifikasyon etkileri üzerinden okumak mümkün hale gelmektedir. Bu ilişkiler kısaca tanımlanacak olursa;
Tetikleyici ilişkiler: Bir tehlike olayı, bir veya daha fazla başka tehlikenin ortaya çıkmasına neden olur; tetiklenen tehlike / tehlikeler daha sonra ek tehlikeleri tetikleyebilir. Örneğin, aşırı yağışların toprak kaymasını tetiklemesi.
Amplifikasyon ilişkileri: Bir tehlike, gelecekteki tehlikelerin olasılığını veya büyüklüğünü değiştirebilir. Örneğin, uzun süren kuraklığın orman yangınlarının etkisini artırması.
Bileşik ilişkiler: İki veya daha fazla tehlike, aynı bölgeyi ve / veya zaman dilimini, toplamlarından farklı (daha büyük ya da daha küçük) etkilerle etkileyebilir. Bu bileşik ilişkiler;
- Aynı anda meydana gelen çoklu, birbirini tetikleyen tehlikeler veya
- Aynı bölgeyi ve / veya zaman dilimini (ya da birbirini takip eden) etkileyen iki bağımsız tehlike
şeklinde ortaya çıkabilir. [7]
Örneğin, savaşın devam ettiği bir bölgede meydana gelen bir deprem; mevcut kırılganlıkların artmış olması, müdahale kapasitesinin sınırlanması ve altyapının önceden zarar görmüş olması nedeniyle etkileri büyüyen tipik bir bileşik tehlike durumu olarak ortaya çıkar.
Sonuç olarak artık krizlerin tekil olaylar olarak değil; birbirini tetikleyen, biraraya gelerek etkileri büyüyen, fiziki sınırlarla engellenemeyen ve mevcut kırılganlıklar üzerinden yeniden üretilen çok katmanlı süreçler olarak okumak gerekiyor; kültür mirası üzerinden geliştirilecek izleme, analiz ve operasyonel müdahale yaklaşımlarının da bu çoklu tehlike ortamı dikkate alınarak kurgulanması gerekir.
Krizler yaşam döngüsünün doğal bir parçası. Ancak yaşanan olaylardan ders çıkarılmaması, olayları yorumlayabilecek ve tehditleri analiz edebilecek kapasiteye rağmen kurumsal yaklaşımların geliştirilmemesi, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek kesinlikte bir “kriz anı”nın beklenmesi [8], risklerin anamorfik bir perspektiften okunmaması [9] ve en önemlisi bu süreçlerde belirleyici olan etik sorumlulukların yerine getirilmemesi; en gelişmiş bilimsel çalışmaların, sınıflamaların ve yöntemlerin dahi etkisiz kalmasına neden olabilir.
NOTLAR
[1] Shelley, Mary, 2013, Son İnsan, İstanbul, Can Yayınları.
[2] Ferguson, Niall, 2023, Kıyamet: Felaketler ve Toplumlar, İstanbul, Kronik Kitap.
[3] Ünal, Zeynep Gül, 2022, “Topyekûn Savaş’tan Melez Tehditlere: Çatışma Ortamlarında Kültür Varlıklarının Korunması ve Risk Yönetimi”, Kültür Mirası Yönetimi: Neden ve Nasıl?, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
[4] Atabay, Zeynep Ece; Ünal, Zeynep Gül, 2024, “21. Yüzyılın Değişen Tehdit ve Risk Ortamında Afet ve Çatışmalarda Kültürel Mirasın Korunmasına Yönelik İlkesel Yaklaşımlara Yeniden Bakış”, Mimar.İst, sayı:2024/3, ss.89–93.
[5] International Council on Monuments and Sites (ICOMOS), 2024, “ICOMOS Statement on the Middle East”, (https://www.icomos.org/news/icomos-statement-middle-east-2/). [Erişim: 25.04.2026]; United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization (UNESCO), 2026, “UNESCO Expresses Concern Over the Protection of Cultural Heritage Sites Amidst Escalating Violence in the Middle East”, (https://www.unesco.org/en/articles/unesco-expresses-concern-over-protection-cultural-heritage-sites-amidst-escalating-violence-middle). [Erişim: 25.04.2026]
[6] United Nations Office for Disaster Risk Reduction (UNDRR) & International Science Council (ISC), 2025, Hazard Definition and Classification Review: Technical Report (2025 Update), Cenevre, UNDRR; Paris, ISC.
[7] UNDRR - ISC, 2025.
[8] Kahneman, Daniel, 2017, Hızlı ve Yavaş Düşünme, İstanbul, Varlık Yayınları.
[9] Williams, Andrew, 2012, Anamorphic Risk Forecasting and Optics Mitigation, Yıldız Technical University Press.
Bu icerik 10 defa görüntülenmiştir.