448
MART-NİSAN 2026
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Dosya Editörü: Ayşen Ciravoğlu



KÜNYE
DOSYA: KRİZLER KARŞISINDA MİMARLIK VE EĞİTİMİ

Giriş

Dosya Editörü: Ayşen Ciravoğlu

Günümüz kentleri, yalnızca yaşamın ve üretimin yoğunlaştığı alanlar değil; aynı zamanda iklim krizi, afetler, göç, ekonomik kırılganlıklar ve toplumsal eşitsizlikler gibi çoklu krizlerin hem üretildiği hem de en yoğun biçimde hissedildiği mekânlar haline gelmiştir. Bu nedenle mimarlık artık yalnızca yapı üretimiyle tanımlanabilecek bir meslek alanı değil; krizleri öngören, azaltan, onaran ve toplumsal dayanıklılığı güçlendiren bir sorumluluk alanı olarak yeniden düşünülmek zorundadır. Mimarlık eğitiminin de bu dönüşümün dışında kalması beklenemez; afetler ve krizler karşısında mimarlığın yeniden konumlanması, eğitimin içerik ve yöntemlerinin de yeniden değerlendirilmesini gerekli kılar.

UIA Başkanı Regina Gonthier’in geçtiğimiz ekim ayında UIA Konsey Toplantısı’nın açılış konuşmasında da vurguladığı gibi, dünya benzeri görülmemiş bir hızla değişmektedir. Uluslararası çoklu krizler, devam eden çatışmalar ve savaşlar, iklim ve ödenebilirlik krizleriyle birlikte küreselleşen, giderek kentleşen ve kutuplaşan dünyamızın etik temellerini kaybettiği yönündeki değerlendirmeler, mimarlığın da artık eski araçlarla yoluna devam edemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Yapay zekâ çağında mimarlığın geleceği belirsizleşirken, mesleğin etik ve toplumsal sorumluluğu daha da görünür hale gelmektedir.

Aynı toplantıda Gazze’nin yeniden inşasına ilişkin yapılan çağrı da mimarlığın yalnızca fiziksel çevreyi yeniden kurmakla sınırlı olmadığını güçlü biçimde hatırlatmaktadır. Büyük yıkımın ve etkilenen halkın yaşadığı acıların, acil ama aynı zamanda düşünceli ve profesyonel bir müdahale gerektirdiği açıktır. Yeniden inşa, yalnızca yapıları ayağa kaldırmak değil; insan haklarını, kapsayıcılığı, sürdürülebilirliği ve onuru yeniden tesis etmektir. Dolayısıyla krizler çağında mimarlığın yeni tanımı sadece bina üretmek değil; dirençli topluluklar ve yeniden yapılanma kültürleri inşa etmek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu noktada mimarlık pedagojisi de yeniden düşünülmelidir. Uzun yıllardır geçmiş deneyimlere ve mevcut koşullara dayalı yetkinlikler üzerinden şekillenen mimarlık eğitimi, geleceğin mimarlarını karşılaşacakları yeni krizlere hazırlamakta yetersiz kalmaktadır. Etik, ekolojik, ilişkisel ve teknolojik yetkinlikler; yalnızca insanlara değil, insan dışı varlıklarla paylaşılan yaşam ortamları tasarlama, onarma ve yeniden canlandırma kapasitesi artık eğitimin merkezinde yer almak zorundadır. Müfredatlarda ekoloji, etik, uyum, iyileşme, bakım ve dayanıklılık gibi temalar yer alsa da, bunlar çoğu zaman pedagojinin kurucu ilkeleri değil, tamamlayıcı unsurları olarak kalmaktadır.

Oysa mimarlık eğitiminin geleceğine dair vizyon; nesneleri tasarlamaktan çok ilişkileri tasarlamaya, mevcut sorunları çözmekten geleceği öngörmeye, insan merkezli düşünceden karşılıklı bağımlılığa ve gezegensel etik kavramına yönelen bir dönüşümü gerektiriyor. Geleceğin mimarlarını yalnızca inşa etmeye değil; yeniden inşa etmeye, onarmaya, bakım göstermeye ve daha adil, dayanıklı gelecekler hayal etmeye hazırlamak zorundayız. Bunun için de, yüzyıllardır büyük ölçüde değişmeden kalan mimarlık eğitiminin yöntemlerini sorgulamak ve dönüştürmek artık ertelenemez bir sorumluluk olarak önümüzde duruyor.

“Krizler Karşısında Mimarlık ve Eğitimi” dosyamız, tam da bu eşikte mimarlığın kendi rolünü, bilgisini ve geleceğini yeniden sorgulamayı amaçlıyor. Dosyanın açılış yazısında Hülya Turgut ve Şebnem Önal Hoşkara, kentleri hem krizlerin üretildiği hem de en yoğun hissedildiği mekânlar olarak ele alıyor. Bu bağlamda mimarlığın temel görevini sorgulayan yazarlar, çoklu krizlerin etkisiyle ulaştığımız bu eşikte, mimarlığın kendi sorumluluğunu, bilgisini ve geleceğini yeniden kurabilmesi gerekliliğinin altını çiziyor. Bunun için afetlerin mimarlık eğitiminin merkezine yerleşmesinin önemi vurgulanarak daha açık uçlu, katılımcı ve çok disiplinli bir mimarlık eğitim sistemi geliştirilmesi öneriliyor.

Göksenin İnalhan ise yazısında, mimarlığın hangi beden ve yaşam döngüsü varsayımları üzerinden kurulduğunu eleştirel bir bakışla sorguluyor. Afetlerin eşitsizlik üretmekten çok, gündelik hayatta üretilmiş mekânsal dışlanmaları görünür kıldığını ileri süren yazar; engellilik ve yaşlanmayı yapılı çevrenin adalet kapasitesini test eden temel göstergeler olarak ele alıyor. Bu çerçevede kapsayıcılığın, mimarlık eğitimiyle bütünleşmiş kurucu bir ilke olması gerektiğinin altını çiziyor.

Zeynep Gül Ünal, kriz yönetimi konusunu kültür mirası penceresinden inceliyor. Kültür mirasının krizler karşısında yalnızca korunması gereken bir değer değil; aynı zamanda kırılganlıkların, dirençliliğin ve müdahale biçimlerinin görünür hâle geldiği bir bilgi alanı olarak değerlendirildiği yazıda, kültürel mirasın varlığını tehdit eden tehlikelerin analizinde kapsamlı bir bakış açısının benimsenmesi ve bu süreçlerde belirleyici olan etik sorumlulukların yerine getirilmesinin önemi vurgulanıyor.

Emir Çekmecelioğlu ise çok sayıda insanını, yapılı çevresini, doğasını ve dolayısıyla yaşam kültürünü bir oranda kaybeden ve kaybetmeye devam eden Antakya’yı odağa alıyor. Kentin yaşadığı krizin mimarlık ve planlama pratikleri bağlamında değerlendirildiği yazıda, depremden günümüze kadar yaşanan süreç, güncel durum ve kentin geleceği ele alınıyor.

Bu dosyada yer alan katkılar, krizleri yalnızca dışsal tehditler olarak değil; mimarlığın ve eğitiminin kendisini yeniden düşünmesi için zorlayıcı ama dönüştürücü eşikler olarak ele alıyor. Mimarlığın bugünün çoklu krizleri karşısında nasıl bir bilgi, sorumluluk ve eylem alanı kurması gerektiğini birlikte tartışmaya davet ediyoruz.

Bu icerik 6 defa görüntülenmiştir.