MİMARLIK GÜNDEM
Kadın ve Mimarlık: Kadınların Yapılı Çevrenin Oluşumundaki Rolü
Neslihan Dostoğlu, Prof. Dr., İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Bölümü
Kadınların yapılı çevrenin oluşumundaki rolünü tarihsel süreçte incelediğimizde, kadınların tarihteki ilk yapı ustaları (builder) olarak kabul edildiğini belirtmemiz gerekir. Toplumdaki ilk işbölümünden sonra erkekler avcılık, kadınlar ise önce toplayıcılık, daha sonra ise tarım alanlarının denetimi görevlerini üstlendiklerinde, erkekler mekânsal anlamda daha hareketli bir yaşam sürerken, kadınlar toplumsal işbölümü sonucunda belli bir bölgeye bağımlı kaldıkları için ilk barınakların yapımından da sorumlu olmuşlardır.
Günümüzde, Türkiye’deki mimarlık öğrencileri ve mezunları içinde kadınların oranı % 70 civarında olmasına rağmen, 14 Nisan 2026 tarihi itibariyle Mimarlar Odası’nda toplam 92.917 olan aktif üye sayısının yaklaşık olarak % 52’si erkek, % 48’i ise kadındır. Ancak, her geçen yıl kadınların oranı artmaktadır. Örneğin, 2025 yılında Mimarlar Odası’na kayıt olan mimarların % 57’si kadındır. Ancak, Mimarlar Odası’na büro tescili yaptıran kadın mimarların oranının 2025 yılında % 37 olması profesyonel ortama katılan mimarların sayısal azlığını göstermektedir. Bunun yanı sıra, idari pozisyonlardaki kadın oranı da oldukça düşüktür.
Tarihte kadınlar, yapılı çevrenin oluşumunda önemli, ama genelde fark edilmeyen bir rol oynamıştır. Oysa mimarlar arasında kadınların oranı giderek artmaktadır. Bu mesleğe hazırlanmak için daha fazla kadın, mimarlıkla ilgili okullara gitmekte ve mezuniyet sonrasında farklı sektörlerde çalışmaktadır. Ayrıca, günlük yaşamlarında kadınlar yapılı çevreyi kullanmakta, çalışma, dinlenme, eğlenme gibi aktivitelere katılmaktadır.
Kadınların yapılı çevrenin oluşumundaki rolünü tarihsel süreçte incelediğimizde, kadınların tarihteki ilk yapı ustaları (builder) olarak kabul edildiğini belirtmemiz gerekir. Toplumdaki ilk işbölümünden sonra erkekler avcılık, kadınlar ise önce toplayıcılık, daha sonra ise tarım alanlarının denetimi görevlerini üstlendiklerinde, erkekler mekânsal anlamda daha hareketli bir yaşam sürerken, kadınlar toplumsal işbölümü sonucunda belli bir bölgeye bağımlı kaldıkları için ilk barınakların yapımından da sorumlu olmuşlardır. Ancak, kültürün bir fonksiyonu olan mimarlığın, barınma ve hayatta kalabilmenin bir fonksiyonu olan inşa etmekten farklılaşması sürecinde kadınlar yapılı çevrenin oluşumunda marjinal bir rol üstlenmek zorunda kalmışlardır.[1]
Uzun bir süre rahip, kral veya aristokrat gibi varlıklı işverenler için anıtsal eserler üreten mimarlar, 18. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de başlayıp diğer ülkeleri de zaman içinde etkisi altına alan Endüstri Devrimi’nden itibaren farklı sosyal grupların bina gereksinimlerini de cevaplamak zorunda kalmış, bu süreçte mimarların toplumdaki rolü yeniden tanımlanmıştır. 17. yüzyıl sonunda ilk resmi mimarlık okulu Fransa’da kurulmuş, giderek yaygınlaşan mimarlık eğitimi sistemi içinde zamanla kadınlar da yer almaya başlamıştır. Ancak, bu süreç oldukça zorlu ve sancılı olmuştur. Örneğin, Ecole des Beaux-Arts, Paris’te 1797’de kurulduktan ancak yüz yıl sonra, 1897’de ilk kadın öğrenciyi kabul etmiştir.
18. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl başlarına kadar pek çok ülkede, konut mimarisi ve özellikle iç mekânlar kadınların uzmanlaştığı alanlar olarak belirmiştir; çünkü bu tür bir alan diğer kadınların gereksinmeleri ile ilgilidir ve erkek mimarlar tarafından cazip bulunmamaktadır.[2] Bu dönemde mimari eserlerde kadın mimarların ismine rastlanmamakla birlikte, hanedana dahil olan bazı güçlü kadınların işveren olarak yaptırdıkları binalarla fiziksel çevreyi şekillendirdikleri bilinmektedir. Daha sonraki dönemlerde de kadın yazarlar ve araştırmacılar özellikle ergonomi, hijyen gibi konularda fiziksel çevrenin değişiminde rol oynamışlardır.[3]
21. yüzyılın başlarında kadın mimarlarla ilgili sorunlar değişik boyutlarda devam etmektedir. Gerek Türkiye’de gerekse dünyanın farklı ülkelerinde mimarlığın, toplumda bir erkek mesleği olarak algılanma eğiliminin azalmasına ve mimarlık öğrencileri ile mezunları arasında kadınların oranının giderek artmasına rağmen, kadınların fiziksel çevrenin tasarımıyla ilgili üstlendikleri sorumlulukta benzer bir artış görülmemektedir. Kadınlar genellikle iç mimarlık, çizim, bilişim sistemleri planlaması, yayıncılık, mobilya tasarımı ve çevre psikolojisi gibi konularda istihdam edilirken, planlama, tasarım, iş koordinasyonu veya şantiye denetimi gibi konularda daha az sorumluluk üstlenmektedir. Bunun nedenlerinden biri, kadının anne olma sürecinin, onun mesleki açıdan ilerleyebilmesinde önemli bir engel teşkil ettiği düşüncesidir.
Türkiye’de kadınların yapılı çevrenin oluşumundaki rolü irdelendiğinde dünyadaki genel gelişmelerle paralellikler izlenebilmektedir. İlk kadın mimarlar Türkiye’de Cumhuriyet döneminde Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1934 yılında mezun olmuştur. Çeşitli araştırmalar, 1934 – 1950 yılları arasında Akademi mezunlarının sadece % 4 – 6’sının kadın olduğunu göstermektedir. Ancak, 1944’te İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin kurulması ve 1950’li yıllardan itibaren Türkiye’nin değişik bölgelerinde pek çok mimarlık bölümünün açılmasıyla birlikte Türkiye’deki mimarlık öğrencilerinin sayısı ve bu sayı içinde kadın mimarların oranı giderek artmış ve 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren oranları % 50’ye ulaşmış, günümüzde ise % 60’ları geçmiş, % 70’e yaklaşmıştır.[4]
Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde mimarlık eğitimi alan kadınların düşük oranı nedeniyle, 1980’li yıllara kadar oluşan fiziksel çevrenin pek azının kadın mimarlar tarafından tasarlanmış olması şaşırtıcı değildir. Asıl şaşırtıcı olan, 1980’li yıllardan sonra da kadın mimarların Türkiye’de fiziksel çevrenin oluşumuna katkısının sınırlı olmaya devam etmesidir. Çeşitli araştırmalar Türkiye’de mimarlık mezunları içinde kadın oranının giderek artmasına rağmen, kadın mimarların erkek meslektaşlarına oranla iş hayatına daha az katılabildiklerini göstermektedir. Günümüzde giderek artan kadın mimarlık öğrencisi sayısı, Türkiye’de mimarlığın artık erkekler için cazip bir meslek olma özelliğini kaybettiğini göstermektedir. Başka mesleklerde de görüldüğü gibi, erkekler daha prestijli ve ödüllendirici alanlarda yoğunlaşmakta, idari yapıyla direkt ilişkisi olmayan alanları kadınlara bırakmaktadır.[5]
20. yüzyıl başlarında Batıda daha çok konut projeleri üzerinden mesleklerini icra eden kadın mimarlardan farklı olarak, Türkiye’de yarışmalar kadınların kendilerini ispatlayabilmeleri için uygun bir ortam yaratmıştır. Bu dönemde kadın mimarlar bazı bina tipleri konusunda uzmanlaşmışlardır. Örneğin, 1930 ve 40’lı yılların Arkitekt dergilerinde, kadın mimarların daha çok halkevi, köy enstitüsü, maliye binası, poliklinik binası gibi projeleri üstlendikleri görülmektedir. Ayrıca, kadınların Türkiye’de kamusal yaşamda yer elde edebilmek amacıyla profesyonel mimarlık yapmaktan ziyade kamu kurumlarına ilgi gösterdiği çeşitli araştırmalarda ortaya çıkmıştır. 1960’lı yıllara kadar kadın mimarların % 80’inin belediyeler, İmar ve İskan Bakanlığı, İller Bankası gibi kurumlarda çalıştığı tespit edilmiş, bu durum kadınların toplumsal yaşamda görünür olmalarıyla birlikte “anne” ve “eş” olma sorumluluklarını da yerine getirmelerini, böylece kadınların kontrollü bir yaşam sürdürmelerini sağlamış, ancak diğer yandan mimarlık mesleği içinde isimlerinin duyulmasını engellemiştir.[6] Günümüzde eğitim kurumlarında giderek artan kadın akademisyen oranı da bu eğilimlerin devamıdır.
Günümüzde, Türkiye’deki mimarlık öğrencileri ve mezunları içinde kadınların oranı % 70 civarında olmasına rağmen, 14 Nisan 2026 tarihi itibariyle Mimarlar Odası’nda toplam 92.917 olan aktif üye sayısının yaklaşık olarak % 52’si erkek, % 48’i ise kadındır. Ancak, her geçen yıl kadınların oranı artmaktadır. Örneğin, 2025 yılında Mimarlar Odası’na kayıt olan mimarların % 57’si kadındır. Ancak, Mimarlar Odası’na büro tescili yaptıran kadın mimarların oranının 2025 yılında % 37 olması profesyonel ortama katılan mimarların sayısal azlığını göstermektedir. Bunun yanı sıra, idari pozisyonlardaki kadın oranı da oldukça düşüktür. Bu sonuçlar, dünyada mimarlık ortamındaki durumla benzerlikler göstermektedir. Mimarlık eğitimi almış kadınların önemli bir kısmının mesleklerini terk etmesi aslında hem kişi için bir kayıp, hem de ülke için bir kaynak israfıdır. Oysa kadının, fiziksel çevrenin hem tasarımcısı, hem de kullanıcısı olarak farklı deneyimlerini mekâna aktarması, çevresel kaliteyi artırmakta etkili olabilir.
NOTLAR
[1] Torre, S., 1977, Women in American Architecture, New York, Whitney Library of Design.
[2] Wright, G.,1977, “On the Fringe of the Profession: Women in American Architecture”, The Architect, S. Kostof (ed.), New York, Oxford University Press, ss.280–308
[3] Erkarslan, Ö. E., 2002, “Modern Türkiye’nin İnşasında Kadın Mimarlar”, N. Togay (dizi sor.), Mimarlık ve Kadın Kimliği, İstanbul, Boyut Yayın Grubu, ss.27–64.
[4] Dostoğlu, N. T., 2024, “Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Mimarlık, Heykel ve Resimde Kadınların İzleri”, Cumhuriyetin 100. Yılında Mimarlık, İ. A. Aksügür (ed.), Ş. Ö. Hoşkara (ed.), Ankara, İdeal Kent Yayınları, II. Cilt, ss.415–440.
[5] Kırkpınar, L., 1998, “Türkiye’de Toplumsal Değişme Sürecinde Kadın”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler, ed. A.B. Hacımirzaoğlu, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 13–28; Acar, F., 1994, “Türkiye’de Kadınların Yüksek Öğrenim Deneyimi”, Türkiye’de Kadın Olmak, ed. N. Arat, İstanbul: Say Dağıtım, 195–211.
[6] Özgüven, Y., 2002, Türkiye’de Kadın Mimarlar (1934–1960), N. Togay (Dizi Sor.), Mimarlık ve Kadın Kimliği, İstanbul: Boyut Yayın Grubu, 79–100.
Bu icerik 18 defa görüntülenmiştir.