447
OCAK-ŞUBAT 2026
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Dosya Editörleri: Serbülent Vural, Selin Oktan



KÜNYE
OKURDAN

Sedat Hakkı Eldem’le Bir Anı

Reha Günay

Kentsel dönüşüm olgusu çok netameli bir konu. Bu olguyu burada tartışmayacağım. Sadece bu durumu yaşayanlar bilirler; bu tür taşınmalar sırasında bazı eşyalar ve belgeler sanki kaybolur, ne kadar arasan da bulunmaz; bazıları ise anılarımızdan silindiği halde bir anda belirir. Ben de bu olayı yaşadım ve birdenbire karşıma bir dosya çıktı. Üstünde “Ellinci Yıl Mimarisi: Sedat Hakkı Eldem” yazılıydı.

Cumhuriyet’in ellinci yılında yapılacak etkinlikler içinde İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi de kendi yayın organı Akademi: Mimarlık ve Sanat isimli dergisinin 8. sayısını “50 Yılda Cumhuriyet 50 Yılda Güzel Sanatlar” adıyla yayımlamak istemişti.

Ben o sırada DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nda çok yeni bir öğretim üye yardımcısı idim. Akademi Başkanı Prof. Feridun Akozan beni yanına çağırdı ve konuyu anlatarak Prof. Sedat Hakkı Eldem’in bu amaçla “50 Yıllık Cumhuriyet Mimarlığı” (Resim 1) konulu bir bölüm yazacağını ve benden de yazıya girecek yapıların fotoğraflarının istendiğini söyleyerek Sedat Bey’in hazırladığı 2.8.1973 tarihli listeyi uzattı. (Resim 2, 3) Liste iki sayfa tutuyordu. İçinde İstanbul dışında, Ankara, Yalova, Konya, İzmir’den de yapılar vardı. Listeyi okuduğumda pek çok yapı hakkında bir fikrim olmadığı gibi, “pencere sistemi: çift haç, fabrikalar: sistemler” gibi istekler de vardı. Feridun Bey’e sorduğumda o da tam emin olamadı ve hocaya soralım dedi. Sedat Bey’in uygun olduğu bir gün tekrar başkanlık odasında buluştuk. Benim pek çok soruma Sedat Bey “Efendim arayıp bulun” gibi cevaplar veriyordu. Bazı yapıların yerlerini de söylemedi. Bu tutumunu daha sonra pek çok kimseden işitecektim. Sedat Bey, ısrarla “araştırıp bulun, kendiniz öğrenin” demek istiyordu. Biraz sert de olsa bu da bir öğretim metodudur.

Fotoğrafların tam karşıdan ortografik çekilmesini istiyor, perspektif görünüşler istemiyordu. Ayrıca çerçeveler tam konu sınırları içinde kalmalı, yanlara taşmamalıydı. Sedat Bey gittikten sonra Feridun Bey, Sedat Bey’in asistanı Haluk Sezgin’i çağırdı. Haluk tabii ki Sedat Bey’in ne istediğini ve yapıları benden daha iyi biliyordu. Boğazdaki birçok yapıyı Volkswagen arabasıyla beni götürüp gösterdi. Sedat Bey’in daha sonra yolladığı eskizleri sizlerle paylaşıyorum. (Resim 4, 5) Ruhu şad olsun. Toplantıdan çıkmadan fotoğraf çekimleri için bir izin belgesi istedim. (Resim 6)

Bundan sonra elimde uzun bir liste ve mimarlık fotoğrafı çekmeye uygun olmayan sabit objektifli bir kamera ve sadece 50 mm odak uzaklığında objektifi bulunan bir Canon FTb kamera ile baş başaydım. Her şeyden önce bir geniş açı objektifi almalıydım. 28 mm olanlar bütçem için uygun değildi. Ancak 35 mm bir objektif alabildim. Bu listeyi tamamlamak epey zamanımı aldı. Neyse ki zamanında tamamladım ve baskılarını yaparak Akademi’ye teslim ettim. Sedat Bey’den bir ses çıkmadığına göre sonuçtan pek şikayetçi değildi.

Akademi dergisi yayınlandıktan sonra Sedat Bey’in de yaşamı içinde yer alan mimarlık eğilimlerini anlatan nefis yazısını okudum ve… çektiğim resimleri nasıl kırptığını gördüm. (Resim 7) Tabii ki fotoğrafları benim çektiğim hakkında herhangi bir not yoktu. O dönemde fotoğraf bir telif konusu değildi. Ben akademinin bir görevlisi olarak bu işi yapmak zorundaydım, o kadar. Ona karşılık bu çalışmadan ben birçok şey öğrendim. Sedat Bey’le tanışmış oldum ve onun mimarlık fotoğrafı hakkındaki görüşlerini dolaylı yoldan kazanmış oldum.

Mimarlık fotoğrafını teknik resmin bir parçası olarak görüyordu. Ortografik görünüşler tıpkı bir cephe çizimine benzer. Eğer cephede ileri geri büyük hareketler yoksa yapı ölçü ve oranları, gerçeği yansıtır. Halbuki perspektif görünüşler ön planı büyütüp arka planı küçültür, yapının ölçü ve oranları anlaşılamaz. Ona karşılık mekân duygusu güçlenir. Sedat Bey en çok dış cepheye mi önem veriyordu? Bu noktada Sedat Bey’in benden hiçbir iç mekân resmi istememesi ilginçtir. “Acaba Sedat Bey, iç mekâna değer vermiyor muydu” sorusunu ortaya getirir. Ancak Sedat Bey’in etkili iç mekânlar tasarladığını da biliyoruz ve kitaba kendi yaptığı yapılardan birkaç resim koymuş ancak mekân değil de dekorasyon bakımından. Yine de benim yapının esas kuruluşunda çıkmanın önem kazandığını düşünerek çıkmayı belirten perspektifli olarak çektiğim fotoğraflara kitapta yer vermesi dikkatimi çekti.

İlgimi çeken ikinci nokta, Sedat Bey’in fotoğrafları oldukça fazla kırpması oldu. Yapıyı çevresinden soyutluyordu. Bazen yapının nasıl zemine oturduğu veya çatısı görünmüyordu. Yapının bir köşk mü yalı mı olduğu bile çok kez anlaşılmıyordu. Buradan da mimarlıkta yapı - çevre ilişkisine fazla önem vermediği sonucu çıkar mı? Araştırmacılar için işte başka bir konu.

Tasarım ve yapım sistemini anlatmak isteğinde yapıdaki modül sistemini önemsediği anlaşılıyor. Ancak her yapı bir ofis, otel, fabrika gibi tekrar eden elemanlardan oluşmuyor. Yine de cephelerdeki alt kat-üst kat ilişkisi bu tutumda dikkate alınmış oluyor. Burada onu etkileyen Türk evinin ½ oranlı standart pencere düzeni olabilir.

Son olarak çok sayıda ayrıntıya yer vermesi ilgimi çekti. “Mimarlığın hüneri ayrıntıda gizlidir” mi demek istiyordu?

Yapı listesinde kendinin tasarladığı binalar dışında Holzmeister, Seyfi Arkan, Bonatz’ın isimleri daha çok yer alıyordu.

Arşivimden çıkan bu anıları sizlerle paylaşmak istedim.

Reha Günay, 7 Ağustos 2025

Bu icerik 19 defa görüntülenmiştir.