447
OCAK-ŞUBAT 2026
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Dosya Editörleri: Serbülent Vural, Selin Oktan



KÜNYE
MİMARLIK ELEŞTİRİSİ

Bir Tahayyülün Tasavvuru: T Evi

Zühre Sözeri

Mimar Cem Sorguç’un tasarladığı, XIX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Yapı Dalı Seçici Kurul Özel Ödülü’ne layık görülen T Evi, bağlamı ve mekânsal nitelikleri üzerinden yeni mimari tartışmalara ve anlatılara zemin sağlıyor. T Evi projesi kapsamında kullanıcıyla kurulan diyaloğun oynadığı kritik role odaklanılan yazıda, tasarım süreci iki temel durakta hayat buluyor: “Tahayyül” ve “tasavvur”. Yazar, mimarın projeyi bağlamıyla birlikte okuma ve tasarlama pratiğini; aldığı bölgesel referansları, mekân kurgusu ve çok boyutlu sürdürülebilirliği açılarından değerlendiriyor.

Çoğumuzun defalarca gelip gittiği Bodrum kıyılarında tatil yaparken belki de hiç haberdar olmadığımız, o coğrafyanın en önemli topluluklarından biri olan Lelegler [1], çağdaş yapıların tasarımında geçmiş bilgilere ilginç referanslar veren Cem Sorguç’un T Evi tasarımı ve tabii ki XIX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında Yapı Dalı Seçici Kurul Özel Ödülü verilmesi ile hem mimarlık camiasına hem de geleceğe hatırlatılmış oldu.

Bir mimari yapıdan bahsederken muhtemelen beklenen o yapının fiziksel olarak bağlam ile ilişkisini irdelemek, benzer şartlarda üretilmiş örneklerle karşılaştırmak, teknik anlamda hangi konularda başarılı açılımları olduğunu açıklamak olabilir. Oysa XIX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında Yapı Dalı Seçici Kurul Özel Ödülü alan T Evi [2] ile yola çıkan bu yazı, tasarımcı ve kullanıcı uzlaşması ile üretilen bir tahayyül anlatısından ibarettir ve anlatının öznesi evin, yani tahayyülün ta kendisidir. Yazının bir kısmı yukarıda bahsedilen beklentilere değinecek olsa da, - Ege coğrafyası içerisinde eğitim veriyor olmam ve imgeler yoluyla geçmiş hatırlatmalarını önemsemem nedeniyle - Müellif Mimar Cem Sorguç’un geçmişe bakarak bugüne hatta geleceğe ait olma arzusu, ev kavramını okuyuşu, kullanıcı ile kurduğu ilişki ve kullanıcının mekân üretimi / sürdürülebilirliği üzerindeki rolü ve nihayetinde T Evi’nin bir hikaye anlatıcı olarak bize hatırlattıkları üzerinden ilerliyor.  

Tahayyülden Tasavvura

Seçici Kurul Raporu [3],tümüyle betona gömülü ve salt rant sağlayıcı sayısız tatil evleri örneklerine [4]karşın” T Evi’nin olumlu tavrını ifade ederek ödül gerekçesini açıklamaktadır. Övgü cümlesi içinde “sayısız” kötü örneğin karşısına konarak bir yapının olumlu olduğunu ifade etme dili [5], yapının kendi özü ile değerlendirilmesinin hatta asıl öne çıkması gereken yönlerinin geride kalma riskini barındırıyor. Üstelik parçalama etkisinin başarısına rağmen, bütünün bölgenin geleneksel ölçeğinden [6] uzaklaşıp uzaklaşmadığı eleştirisini de tartışma dışında bırakıyor. En önemlisi müellifin masasına gelen önerinin rant ve tatil evi yaklaşımı ile yakından uzaktan ilişkisi olmadığı kendi anlatımlarında oldukça açık; dolayısıyla müellif için projenin motivasyonu beton - rant ilişkisini sarsacak bir yapı ortaya çıkarma azmi de değil. Yine kendi ifadesi ile proje, aslında kendisinden beklenen programın seçilen yerin fiziksel ve hukuki yapılanma şartları ile nasıl mümkün kılınacağının araştırması ile yol almaya başlıyor. [7] 

T Evi ilk ortaya çıkışından bugüne - hatta bugünden yarına da devam edecek şekilde - tasarımcı ve kullanıcı uzlaşısı ile yola çıkan, tahayyülün aidiyeti konusunda herkesin yerini bildiği, on iki ay kullanım hedefleyen, hayatın tümünü hem yaşam hem üretim olarak kapsayacak huzurlu / güvenli / kontrollü bir yaşam tahayyülü [8] olsa gerek... Bu tahayyül ve tahayyülün aidiyetinden bahsetmişken, T Evi’nin eleştirel bölgeselcilik [9] kavramına hizmet edip etmediği ve yapının nereye ait olduğu konusunu da biraz kurcalamak gerekli. Bu noktada tıpkı beton - rant karşıtlığı üzerinden okuma fikrinde olduğu gibi, yapıları sınıflandırma gayreti ile tanımlama çabası, mimari eserlerin ruhunu göz ardı etmemize sebep oluyor. Özellikle konut örneklerinin her şeyin ötesinde kullanıcısı ile kurduğu aidiyet ilişkisi üzerinden bir varoluşa sahip olması gerektiği unutuluyor. Oysa müellifin anlatıları ve kullanıcı ile yapılan görüşmede görüyoruz ki, bu yapıda sürecin her aşamasında tasarımcı bu tehlikelerin farkında ve kullanıcı ile her daim birlikte yol alıyor. Ayrıca T Evi’nin kullanıcısı ile “ev” üzerinden tasarım geliştirmeyi bu yapı öncesinde deneyimlediğini, yaşayandan bilgi almanın yetmeyeceğini yaşantıyı da deneyimlenmenin önemli olduğunu, tüm bu deneyimlere rağmen insanın doğası gereği ve yeni yaşantılara kapı açma kararı ile yaklaşımlarını değiştirebileceğini de unutmamak gerektiğini aktarıyor. [10] Dolayısıyla müellifin bu konutu üretirken öncelediklerini irdelerken, böylesi mahrem bir yaşam alanının varoluş sebebinin mimariden önce kullanıcısı olduğu akılda tutulmalı. Burada değerlendirilmesi beklenen mimarın biçimlerle geliştirdiği ise - yani bizim mimari dediğimiz şey - bu tahayyülün sadece bir tasavvuru [11], yani bir mimarın mekân oluşturarak kullanıcının varolma haline “yer” açmasından ibaret. [12]

Suha Özkan bağlamsal tasarım için “Bir yapının yer aldığı ortamla olan barışıklığı… ve … felsefi bir yaklaşımdır”derken, bu mimari teorinin inşa edildiği ortamın gerçek ve geçmiş özelliklerine yanıt olduğunu belirtir [13]. T Evi içine girdiğinizde tam da buradaki açıklama gibi, barışık olma düşüncesini içinize çektiğiniz bir his bırakıyor. Özkan’ın bahsettiği ortamla olan barışıklık belki de yapının kullanıcısı ile olan ya da tahayyül eden ile tasavvur eden arasındaki barışıklık [14]Felsefi olanın ise inşa eyleminin sanıldığının aksine sadece fiziksel ortamın inşası değil,  aksine varoluşa ilişkin bir inşa olduğu, hem ailenin hem Ege coğrafyası içinde dolaşıma giren yeni yerelliklerin inşası olduğu söylenebilir. [15] Dolayısıyla yapının biricik oluşu kusursuz tasarımı ya da Ege coğrafyasında geçmiş ve güncel örneklerde benzerlerini bulabileceğimiz detay çözümleri, taş ve beyaz doku ilişkisi, göğe bakan yırtıklar, cümle kapıları, şeffaflaşmış bağlantı öğeleri, parçalanmış bir bütünün yeniden bütünlenmesi yani fiziksel mekân kurgusundaki öğeler sayesinde değil; aksine T Evi, barındırdığı biçimlerin varoluşsal özelliklerini tahayyülden tasavvura büyük bir mutabakatla taşıyabildiği ve geleceğe aktaracağı için özgünlüğü yakalıyor. İşte bu sayede biçimsel oluşumlar bize tanıdık olsa dahi artık özgündür, referanslar bu özgünlüğü kurgulayan araçlardır, amacın kendisi değildir.

Kurgu ve Sürdürülebilirlik

Yazıya konu olan yapının olduğu alanda proje öncesi (belki sezonluk kullanılan) bir başka yapı bulunduğu, parselin bölünmesi öncesinde güney kesiminde narenciye bahçesinden bazı izler hissedilse de bölgenin genel anlamda bu özelliğini çok öncelerinde kaybettiği anlaşılıyor. Daha önceki arazi bilgilerinde okunabilen narenciyelere ait izlerin korunarak, ifraz edilen her iki alanında verildiği vaziyet planında işlenmiş olması, müellifin bölgenin doğal sürdürülebilirliğini dikkate aldığını düşündürüyor. [16] Önce iki alanı birlikte kurgulama fikri ve sonrasında tek alan üzerinden tasarıma devam edilse de iki alanın çalışması sırasında oluşan izlerin yapının kurgusunu, dış ve iç çeperin yapısal ve form açısından oluşumunu etkilediği açık. Müellife ait eskizlerdeki denemeler sonucunda, parçaların esnek dağılımını öngören çözümlemeler denense de parçaların yerleştirilmesi sırasında daha rasyonel tercihlere ulaşıldığı izleniyor. Esnek öneriler, müellifin deyimi ile “dağınık” yerleşim ilkelerini önceleyen yine ödüllü başka bir yapıyı Sedat Gürel Evi’ni zihnimize çağırıyor. [17] (Resim 1)

Yapı, imar koşullarının getirdiği refleks ile komşu parsel (doğu yönündeki) ilişkisini, doğrudan çekme mesafesi ile belirlerken, yol yönlerinde mahremiyet ihtiyacı ile daha geriye çekilerek karşılıyor. Yaşama ve yatma birimlerinin bu mesafe kararları, aynı zamanda parselin ağırlıklı kuzey giriş ekseni ve batı kısmındaki vazgeçilmez ögeler olan ağaçları da pür dikkat dinlemeyi tercih ediyor. Özellikle kuzeyde otopark olarak kullanılması düşünülen ama ağaçların korunması kararı ile bu karardan vazgeçilerek, araçların parsel dışında bırakılması tam da bu hassasiyeti gösteriyor. [18] (Resim 2, 3) Tüm bu - imar ve doğal yapının belirlediği - geri çekilme kararları, cümle kapısından yapıya geçiş alanında yaratılan kot farkı ile mahremiyeti daha da kuvvetlendiriyor.

Parselin kuzey ucunda yol ilişkisi ve çekme mesafeleri ile parçaların düzenlenip yerleştirilmesi, aynı zamanda yapının parçalı birimleri ile parsel sınırı arasında adeta sokak - avlu kurgusu ve açık mekân ilişkileri ile oluşmuş bir dış çeper var ediyor. Yapının özellikle bu çeperinde dolaşırken Bodrum yarımadasının geleneksel dokusu içindeki bazı anlık sahneler düşüyor bu defa zihninize… Mekânı deneyimleyen kişinin etrafını saran kütlelerin tekil ölçüleri, delikleri, içeri davet eden yırtıkları, dış mekân merdivenleri, sade ve brüt yüzeyleri ile onların üzerindeki keskin geometrilerde oluşturulan boşlukları bu yarımadanın sokaklarını T Evi’nin dışa bakan çeperinde yeniden kuruyor. (Resim 4) Biçimlerin hatırlattıklarını okumak bu dizge içinde elbette yürüyerek mümkün oluyor, yapının kendi başına bütünsel hali, bölgenin geleneksel oranlarından uzaklaşmış hissi verse de, bu yürüyüş sırasında bağlama hiç yabancı olmayan sokaklarda - bir mahallede - dolaşmaktasınız. Elbette geleneksel dokunun oluşumunda mekânların dış çeperlerinin oluşturduğu sokak dizgesinde olduğu gibi bu dizgenin kentsel farkındalık olarak bulunduğu çevreye bir katkısının olmadığı, parsel sınırının oluşturduğu çok da geçirimli olması istenmeyen duvarlarının bu dizgeyi görünmez kıldığı açık. Yapının bulunduğu konum ve kullanıcı tarafından on iki ay yaşantı ile içe kapalı olma talebiyle, bu sokaklar içindeki dolaşımı sadece içeride deneyimleme ayrıcalığı olan kullanıcılar ya da konuklar hissedebiliyor. Belki de imar kurallarının yol açtığı çekme mesafesi gibi zorunlulukların doğurduğu böylesi sonuçlar, yapıların kendi dış çeperi ile çevresini dönüştüremiyor.

İç çepere döndüğümüzde - belki de mevsimsel farklılıkları dikkate alarak - parçalı kurgunun oluşturduğu yapı müellifin kendi deyimiyle “dağınık mesken”, doğrusallığı ile keskin bir söz söyleyen bağlantı holü ile tek bir mekâna dönüşüyor. Bu mekânsal etki modern gelenek içindeki bazı kült imgeleri zihnimize düşürürken (Resim 5, 6), yapının geleneksel doku ile ilişkisini özellikle vaziyet planı ile bağlam açısından olumsuz etkiliyor. Oysa bağ elemanı olan hol aslında tümüyle şeffaf, geçirgen hatta yansımalar yaratan ve yarı açık alanlara dönüşebilen bir özelliğe sahip. Bu nedenle kendisini merkez avluya açtığında yeniden parçalanmayı da mümkün kılıyor.  Ancak yine de inşayı kolaylaştıran son derece doğrusal olan bu yerleşim ilişkileri ve bağlantı holleri ilişkisel ve görsel bütünlüğü sağlarken, esnekliği azaltmış gibi. Dış çeper yere ait olan doğayı korumayı hedef alırken, çeperde bir sokak kurgusu birimlere ait avlular dizgesi ile kurgulanırken; iç çeperin merkezine yine keskin bir geometriyi tercih eden ve bu defa tasarlanmış bir doğayı yine kesintisiz izlemek için sunulan bir avlu oluşturuyor. Etkileyici peyzajı ile bu defa modern gelenekteki şeffaflıklar ile avluya açılan bazı kült imgeleri çağırıyor zihnimize… Tam bu noktada kurgunun havuz alanını avlu geometrisi dışına yerleştirmesinin ana yapı ile havuz arasındaki ilişkiyi çok başarılı tariflediğini ifade etmek gerekli. Havuzu merkeze özellikle de avluyu çevreleyen yapı bütününün tariflediği sınırlar içine almamış olmak; hem avludaki tasarlanmış peyzajın gücünü artırmış hem de yapının klasik bir yaz evi gibi davranmadığını göstermiştir. (Resim 7, 8)  

Dış çeper ile iç çeper en belirgin şekilde önce giriş ekseninde birleşmektedir. İkinci bağlantı ise, iç ve dış çeperler arasında en geçirgen nokta olan bir ara alanda kurgulanmıştır. Yaşama ile yatma arasında her iki yönü de izleyebilen, iç / dış çeper ilişkisini kontrol eden bu mafsal, geleneğe hitap eden bir imgeye yeni yorumlar ekleyen bir baca figürü ile çözülüyor ve yapı bütününe estetik bir katkı sağlıyor.

Buraya kadar olan kısımda aktarılan yapının yerleşim kararları, bu çerçevede oluşan dış ve iç çeperin kurgusu ve birbiri ile ilişkilendirilmesi sonrasında yapı yükselmeye başlar, özne ve anlatıcı artık evin kendisidir.

Hikaye Anlatıcı Olarak T Evi…

Bawa’nın tasarlayıp inşa ettiği her öğe, sanki uzun yıllardır hep orada varmış gibi duyumsanır. Genellikle doğal olarak varolan kayalar ve ağaçlar gibi öğelere dokunmaz. Değiştirmez. Kendi yapısı ile onları sarar içselleştirir. Güzel tarafı; Bawa’nın kendisi de mimarlığının içindeki öğeleri öyle tanımlar: “Oradaydılar…” [19]>

Mimarlığın başarısı üretilen mekânın teknik özellikleri, boşluk ile ilişkisi, insana nasıl dokunabildiği ile elbette ölçülebilir. Ama yapının sizi çıkaracağı düşünsel yolculuk ile Enis Kortan’ın bir yazısında bahsettiği gibi mutluluk hissini [20] verebilir olması en büyük başarısıdır. Bu yapının bir tahayyülden tasavvura dönüşme sürecinde barışık olma hali, yapının inşa sürecinde kendini de inşa etmeye devam eden peyzajı ile beraberliği [21], (Resim 9, 10) bir bakıma inşa edilen bir yapının inşa edilen bir doğa ile birlikte varoluş hikayesi etkileyici… Turgut Cansever mekânın etkisini anlamak için tüm çevresini yürümeniz, içinden yürüyerek geçmeniz gerektiğini söylerken, ne demek istediğini T Evi’ni ziyaret edip içinde yürüme şansımı edindiğimde daha iyi anladım. Yapı artık özel bir mülk olarak kullanımda olduğu ve mahremiyet yaşam alanında oldukça hassas bir konu olduğu için bu deneyimdeki anları okuyucularla paylaşma imkanı olamıyor. Dolayısıyla, Cem Sorguç’un bir konuşmasında dediği gibi T Evi’nin her gün daha da “kabaran” etkileyici peyzaj ile nasıl beraber yaş aldığına ve barışık olma hali ile var olmuş mekânların içinde yürümenin hissettirdiklerine tanık olmak da mümkün değil…

T Evi’nde biçimler de çok şeyler anlatıyor olabilir, uzak geçmişten ya da yakın geçmişten veya modern geleneğin kült örneklerinden ve belki de Ege’nin hemen karşı kıyısında yakalayabileceğiniz izlerden hatırlatmak istedikleri olabilir. Bu yolla yapı yeni yerellikleri kendi bütünü içinde yeniden oluşturmayı hedeflemiş de olabilir. Sadece biçimler üzerinden geçmiş ya da güncel sahneler ile tanıdık olma, hatırlamanın jenerik biçim kullanımları tasarımcının (ve hatta kullanıcının) zihninde yaşam boyunca biriktirdikleri… Bunların hepsi önce kağıda, sonra mimarlık pratiğinin içine dökülüvermiş de olabilir. Taş örgüsü ile bağ kurulan Leleglere yapılan atıf da belki imar planının getirdiği taş kullanma zorunluluğunun mimarideki dönüşümünden ibaret olabilir… Karar vermek hem zor hem de mümkün değil sanırım… İşin güzelliği de sanki bu belirsizlik durumu üzerinden her birimizin kendi tahayyüllerini kurması… (Resim 11, 12)

T Evi Lelegler’den habersiz de olsa, kendisi de Pedasa’ya komşu Halikarnassos’lu olan Herodotos’un aktardığı bilgideki gibi “Halikarnassos’un ötesinde kıyıdan içeri” [22] konumlanarak iskan eyledi…

* Aksi belirtilmedikçe yapıya ait tüm görseller Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri arşivinden alınmıştır.

NOTLAR

[1] Antik belgelerde Troya savaşı sırasında ve sonrasında Karialılar’ın atası olarak gösterilen Lelegler bugünkü Bodrum Yarımadası’nda sekiz kent kurmuştur. Kurulan bu şehirlerin en önemlisi Pedasa’dır.

[2] Yapı hakkında yayınlar: Sorguç, Cem, 2023, “Dağınık Mesken”, Arredamento Mimarlık, , sayı:360 (Eylül - Ekim), ss.50–55; Dağ, Dilem, 2023, “Mimarlıkta Yerel ve Evrensel Değerler Arasında Ev Mekânının İncelenmesi”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, MSGSÜ Fen Bilimleri Ensitüsü; Arkitera, “Hikayesi Olan Projeler: T Evi”, (https://www.youtube.com/watch?v=Hpj8QEkMkTE). [Erişim: 10.11.2025].

[3] XIX. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri kapsamında Yapı Dalı Seçici Kurul Özel Ödülü alan Cem Sorguç tarafından tasarlanan T Evi için Seçici Kurul Raporunda yapı hakkındaki görüşler şu şekilde verilmiştir: “Tümüyle betona gömülü ve salt rant sağlayıcı sayısız (bir) örnek tatil evlerine karşın, tüm mekanların parçalanarak içe dönük büyük bir yaşam avlusu etrafında ve tek katlı olarak toparlama çabası başarılı bulunmuştur.”, Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Programı (XVIII), Yapı Dalı Kategorisi, “Mimari Açıklama Raporu”, (http://mo.org.tr/ulusalsergi/index.cfm?donem=19).  [Erişim: 10.11.2025].

[4] Yazıya konu olan yapı, tatil evi olarak projelendirilmemiş görünüyor. Ancak bugün bu derece tehlike haline gelmiş “tatil evleri” konsepti, dünyadaki örneklerde olduğu gibi ortaya çıkışlarında mimarlar için Ege ve Akdeniz coğrafyası 1950–70 yıllarında adeta bir laboratuvara dönüşür. Mimarların yerel ve evrensel arasındaki çağdaş tasarım dilinin oluşumuna önemli katkılar sağlar. Balamir’in 1960–70 yılları aktarırken - Ersen Gürsel ve Mehmet Çubuk’un türünün en iyi örnekleri olduğunun altını çizerek - otel ve tatil köylerinin yeni bir deneyim alanı yarattığını belirtir. Modernleşme ile başlayan bu tatil fikri, tasarımcıları kıra göndererek yerel ile karşılaşmaları mümkün kılar. Balamir, Aydan, 2003, “Çağdaş Mimarlık / Mimari Kimlik Temrinleri: 2, Türkiye’de Modern Yapı Kültürünün Bir Profili”, Mimarlık, sayı:314, ss.18–23.

[5] Suha Özkan, “Bağlam” başlıklı yazısında da aynı vurgu ile bağlamsal tasarımın “hoyrat ve acımasız inşaat tahribatının ilacı” olarak görüldüğünü ve bu yaklaşımın “birçok mimarlık ödülünün temel ölçütü” olduğunu belirtiyor. Özkan, Suha, 2021, “Bağlam”, Arrademeno Mimarlık, sayı:344.

[6] Yapının inşa edildiği Ortakent üzerine bkz. Aysel, Nezih, 2003, “Bodrum - Ortakent (Müsgebi)’de Geleneksel Ev Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, Tasarım Kuram, sayı:3, ss.16–26; Aysel, Nezih, 2006, Bodrum - Ortakent Müsgebi: Bir Mimari İnceleme, Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

[7], Arkitera, “Hikayesi Olan Projeler: T Evi”, (https://www.youtube.com/watch?v=Hpj8QEkMkTE). [Erişim: 10.11.2025].

[8] Arapça χyl kökünden gelen “taχayyul تخيّل” ‘hayal etme, düşleme’ sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça “χāla خَالَ” ‘hayal etti’ fiilinin tafaˁˁul vezninde V. masdarıdır. Bu yazıda düşleme anlamında kullanılmaktadır. Nişanyan Sözlük, “tahayyül”, (https://www.nisanyansozluk.com). [Erişim: 05.01.2026].

[9] Dilem Dağ, tezinde eleştirel bölgeselcilik kriterleri çerçevesinde “ev” konusunu inceleniyor. Seçilen örnekler arasında T Evi’nin olması, yapıyı eleştirel bölgeselcilik kapsamında değerlendirdiğini gösteriyor. Yapının, tezde belirlenen kriterlere bağlı kalınarak eleştirel bölgeselcilik için temel özelliklere sahip olduğu konusunda nicel bir değerlendirme yapılıyor. (Dilem, 2023, ss.121–124, 148). Bölgeselcilik, yeni bölgeselcilik, eleştirel bölgeselcilik, bağlamcı mimarlık tanımlamaları mimarlık yazınında önemli bir yer tutuyor ve akademik yazılar üretilmeye de devam ediyor. Bu yazının ötesinde bir tartışma olduğu için kapsam dışı bırakılmaktadır. Bu yazı T Evi ile Ege coğrafyasında üretilen yeni yerelliklerin dolaşıma girmesi ve imgelerin paylaşımını önemsemektedir.

[10]Arkitera, “Hikayesi Olan Projeler: T Evi”, (https://www.youtube.com/watch?v=Hpj8QEkMkTE). [Erişim: 10.11.2025].

[11] Arapça ṣwr kökünden gelen “taṣawwur تصوُّر” ‘kendine resmetme, düşleme, düşünme, zihninde canlandırma’ sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça “taṣawwara تَصَوَّرَ” ‘kendine resmetti’ fiilinin tafaˁˁul vezninde V. masdarıdır. Arapça fiil Arapça ṣūra(t) صورة “resim” sözcüğünün V. fiilidir. Bu yazıda zihinde canlandırma anlamında kullanılmaktadır. Nişanyan Sözlük, “tasavvur”, (https://www.nisanyansozluk.com). [Erişim: 05.01.2026].

[12] Ürettiği projelere fazlası ile bağlanan mimarlar, proje uygulanıp teslim edildiğinde kendi çocuklarını öksüz bırakmış hissine kapılır. Oysa ki yapılar bize ait değildir, geçici süre sahibiyet edindiğimiz mekânlardır sadece. Yine müellifin özellikle konut konusundaki mimarsız mimarlığı ifadesinde kullandığı - o da karar süreçleri bunu zorunlu kıldığından -… Sorguç’un konuta ilgisi yaptığı çalışmalar ve farklı mecralardaki düşünme pratikleri ile aşikar. Özellikle “Geç olmadan eve dön” ve “Evin Halleri” projeleri / atölye /sergi çalışmaları bu yaklaşımını izlememize yardımcı oluyor. Sorguç “Konut sadece mimari ile açıklanamaz. İnsan varoluşuna dair bir konu aslında.” sözleri ile konut kavramına bakışını belirliyor. Ayrıntılı bilgi için bkz: Sorguç, Cem, 2017, “Aura Seminerleri 2017: Konut Tasarımı ve Ölçek”, (https://www.youtube.com/watch?v=gmkPvSNqNIU). [Erişim: 20.07.2025].

[13] Özkan, 2021.

[14] Kullanıcı ile yazıya konu olan yapıyı ziyaretimde yaptığım söyleşiden edindiğim kanaat şu ki, T Evi’nin en önemli başarısı tasarımcı ile kullanıcı arasında kurulan ilişkide yatıyor, kimse kimsenin önünde değil, birlikte üretiliyor ve tartışılıyor. Ve tabii ki sadece mimarın değil, kullanıcının da bu konudaki farkındalığı, mimarlık ile merakın ötesindeki bağı bu sürecin yürütülüşünü de olumlu anlamda farklılaştırıyor. Kendisine misafirperverliği için ayrıca teşekkür ederim. T. Esen, 2025, Sözlü görüşme, Muğla, 07.05.2025.

[15] Yeni yerellikler kavramı için bkz. Günkut Akın, 2013, “Santorini’de Kouvelas Evi ve Yeni Bir Yerelliğin Üretilmesi”, Mimarlık, sayı:372, ss.51–56.

[16] Yapı Dergisi’nde sunulan vaziyet planı. Bkz. Yapı Dergisi, “T Evi”, (https://yapidergisi.com/t-evi/). [Erişim: 20.07.2025]

[17] Bu örnek, öğrenciliğimiz zamanında sıkça önümüze aldığımız, dönemi içinde çok önemli ve yeni bir söz söyleyen, belli ki bizlerin hocalarını etkileyen bir örnek idi: Sedat Gürel Evi, 1970, Dalyan Köyü yakınları.

[18] Kullanıcın aktardığı bu bilgi aynı zamanda plan ve eskiz görsellerinde de anlaşılmaktadır. T. Esen, 2025, Sözlü görüşme, Muğla, 07.05.2025.

[19] Özkan, 2021.

[20] Yazının içine almayı - konu olan yapı ve tasarımcısını nasıl okuduğumu kesintisiz aktarabilmek için - tercih etmemekle beraber, burada Enis Kortan’ın yapılar, ödüller ya da seçkiler ve mutluluk üzerine söylediklerini biraz daha açarak aktarmak istiyorum: “XXI. Yüzyılda, sözde bölgeselcilik gelenekselcilik bağlamında, yine kolaycılığa kaçılıp; eski Bodrum, Muğla, Urfa … evleri tekrar edip onlara ‘ödüller’ verilecek… Serbest pazar ekonomisi uygulanan kapitalist toplumumuzda sonradan görmeler için çok pahalı, gösterişli, iddialı, abartılı, rüküş konutların yapımı sürecek… Az sayıda da olsa çağdaş, modern, yaratıcı ve başarılı mimarlık örnekleri de panoramada yerini alıp mutluluk kaynağı olacaktır.”: Kortan, Enis, 2000, “Türkiye Mimarlığında Geleceğe Bakış, Yeni Yüzyılda Mimarlık”, Yapı Dergisi, sayı:222, ss.71–84.

[21] Kullanıcı yapının inşaatı sırasında ağaçların ve bitkilerin bir bölümünün de yetiştirilmeye, hazırlanma başladığı, kendilerinin bizzat ilgilendiğini aktarmaktadır. T. Esen, 2025.

[22] Muğla İl Kültür Müdürlüğü, “Pedasa”, (https://mugla.ktb.gov.tr/TR-273330/pedasa.html). [Erişim: 05.01.2026].

Bu icerik 23 defa görüntülenmiştir.