447
OCAK-ŞUBAT 2026
 
MİMARLIK'tan

  • Giriş
    Dosya Editörleri: Serbülent Vural, Selin Oktan



KÜNYE
MİMARLIK GÜNDEM

Deprem Bağlamında Barınma Sorunu

Mustafa Özçelik

“İnsanlığın binlerce yıldır ürettiği bilgi, geliştirdiği teknoloji, geldiği uygarlık düzeyi doğa karşısındaki çaresizliğini aşarak birçok konuda belirleyici temel rolü üstlenmesine yol açmıştır. Bu rolü, bilimi rehber alarak hareket ettiğinde ortaya koyarken, bilimi dışlayan, bilgiyi yok sayan, reddeden bir anlayışla hareket ettiğindeyse doğa karşısındaki çaresizliği devam etmektedir. Hepimizin bildiği gibi ülkemizin büyük bir kısmı deprem riski yüksek alanlardan oluşmaktadır. Tarihsel süreç içinde yaşadığımız birçok büyük depreme rağmen kentlerimizi, yaşam alanlarımızı depreme ve diğer afetlere hazırlıklı, dirençli bir hale getiremedik / getiremiyoruz. Son 60 yılda köyden kente göç ve hızla artan nüfusun barınma, sosyal yaşam, üretim ve istihdam gereksinimini kent planlarımızla planlayamadık, kentsel politikalarımızla organize edemedik. Kent planlarımız, gelecek kurgumuzdan çok, güncel ihtiyaçlar çerçevesinde fiilen oluşan durumu yansıtmaktan öteye gidemedi.” “Deprem sonrası ağır yıkım yaşayan illerde yeniden yapım süreci kent dışındaki afet konutları, rezerv alanlarda yapılan konutlar, yerinde dönüşüm desteği ile yapılan binalar ve Antakya tarihi kent merkezinde ilan edilen Riskli Alan’da yürütülen ihya çalışmaları olarak dört farklı kategoride yürütülmüştür. Bu süreçler üç yıldır devam ederken enkaz kaldırmadan moloz döküm alanlarına, yıkımdan yerinde ayrıştırmaya, beton santrallerinden inşa faaliyetlerine kadar yıkım gören bütün kentleri şantiye alanına dönüştürmüştür. Şantiye alanına dönen kent merkezlerinde kenti terk etmeyen insanlar ulaşım ve altyapı sorunlarıyla uğraşırken eğitim ve özellikle sağlık hizmetine erişimde büyük zorluklar yaşamıştır.”

Cumhuriyet tarihimizin en yıkıcı afeti olan, 11 ilimizi etkileyen, büyük yıkımlar, acılar ve kayıplar yaşadığımız 6 ve 20 Şubat depremlerinin ardından zorlu geçen üç yılı geride bıraktık. Resmi verilere göre 53.697 insanımızı kaybettiğimiz bu depremler 14 milyondan fazla kişiyi doğrudan etkilemiştir [1]. Deprem bölgesinde bulunan konut sayısı 2022 yılı verilerine göre 5,6 milyon civarında olup Türkiye genelindeki toplam konut stokunun yüzde 14,05‘ni oluşturmaktadır [2]. Bölgedeki konut yerleşimi ağırlıklı olarak büyük yıkım yaşanan il ve ilçe merkezlerinde olduğundan deprem sonrası 2 milyondan fazla depremzede ülkemizin birçok bölgesine geçici veya kalıcı olarak göç etmiştir. Bu göç ile depremin etkileri sadece deprem bölgesi ile sınırlı kalmayıp ülke genelinde barınma, eğitim, gelir, istihdam, sağlık, sosyal uyum vb. sorunlar yaratmıştır.

İnsanlığın binlerce yıldır ürettiği bilgi, geliştirdiği teknoloji, geldiği uygarlık düzeyi doğa karşısındaki çaresizliğini aşarak birçok konuda belirleyici temel rolü üstlenmesine yol açmıştır. Bu rolü bilimi rehber alarak hareket ettiğinde ortaya koyarken, bilimi dışlayan, bilgiyi yok sayan, reddeden bir anlayışla hareket ettiğindeyse doğa karşısındaki çaresizliği devam etmektedir. Hepimizin bildiği gibi ülkemizin büyük bir kısmı deprem riski yüksek alanlardan oluşmaktadır. Tarihsel süreç içinde yaşadığımız birçok büyük depreme rağmen kentlerimizi, yaşam alanlarımızı depreme ve diğer afetlere hazırlıklı, dirençli bir hale getiremedik / getiremiyoruz. Son 60 yılda köyden kente göç ve hızla artan nüfusun barınma, sosyal yaşam, üretim ve istihdam gereksinimini kent planlarımızla planlayamadık, kentsel politikalarımızla organize edemedik. Kent planlarımız, gelecek kurgumuzdan çok, güncel ihtiyaçlar çerçevesinde fiilen oluşan durumu yansıtmaktan öteye gidemedi. Bununla beraber kentlerimizde kamu yararını ve mülkiyetini yok sayarak inşa edilen, yerleşmelerin gerektirdiği temel sağlık koşullarından ve altyapı gereklerinden yoksun, bilimsel ve teknik bilgi göz ardı edilerek inşa edilen kaçak yapıların yarattığı kendiliğinden büyüme kentlerimizi biçimlendirmiş, bu durum adeta devlet politikası haline gelmiştir. Genel ve yerel seçimler sürecinde oy kazanma amacıyla göz yumulan kaçak yapılar düzenli olarak çıkarılan imar afları ile adeta teşvik edilmiştir. Bu çarpık kentleşme ve plansız, denetimsiz, niteliksiz yapılaşma depremi maalesef büyük bir afete dönüştürmüştür. 1999 Marmara ve 2011 Van depremleri sanki yaşanmamış, bu dersler alınmamış gibi sistemsel çöküşün sebeplerini tekrar tartışıyoruz.

Her bireyin sağlıklı, güvenli ve yeterli konut hakkına erişimi ile sosyal, kültürel ve psikolojik bütünlüğünü ve onurunu koruyabileceği güvenli bir fiziki çevrede yaşaması gerekliliği Barınma Hakkı olarak 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden itibaren birçok uluslararası ve ulusal metin çerçevesinde evrensel insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Barınma hakkına bu çerçevede erişim ülkemiz koşullarında olağan zamanlarda bile mümkün değilken 6 ve 20 Şubat depremleri sonrasında bu koşulları talep etmek resmi yetkililer ve karar vericiler nezdinde en hafif tabirle aymazlık olarak değerlendirilmiştir. Afetin yarattığı yıkımın büyüklüğü, etkilenen alanın genişliği, kent merkezlerinin yok olması, kültür varlıklarımızın ortadan kalkması, zaman darlığı ve en önemlisi ekonomide yaşanan kayıp sebebiyle bütçe yetersizliği bahane edilerek dayatılan ihya süreci sonrasında kentlerimiz ve yaşam alanlarımız yabancılaştığımız, hafızamızı yitirdiğimiz tek tiple aynılaşan yer ve bağlamından kopuk bir sayısal üretim sonucunu getirmiştir.

Peki, bu süreç nasıl örüldü?

6 Şubat depremi sonrasında insanlar kış şartlarında günlerce arama, kurtarma ve yardım bekledi. Haftalar sonra sığınabilecekleri bir çadır ancak bulabildi. İmkanı olan birçok kişi kentlerini terk etti. Kentte kalanlar aylar sonra 18 - 21 m2’lik konteynerlere geçebildi. Kalıcı konutların bir yıl içinde teslim edileceği söylemine rağmen geçen üç yılda 26 Ocak 2026 tarihli resmî verilere göre konteyner kentlerde hala 11 ilde toplam 360.455 kişi barınmaktadır [3].  Ayrıca temel ihtiyaçları karşılayabilecek nitelikli geçici barınma alanları oluşturulmadığından 3 - 6 ayı geçmemesi gereken konteyner kullanımı üç yıldır sürmektedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 26 Ocak 2026 tarihli Hasar Tespit Raporuna göre acil yıkılacak, yıkık, ağır hasarlı veya orta hasarlı kategorilerine giren toplam konut sayısı 632.667 olarak belirlenmiştir [4]. Aynı raporda 26 Ocak 2026 tarihli resmi verilere göre kurası çekilen konut sayısı ise 433.667 olarak verilmiştir [5].

Depremin ardından deprem bölgesinde yıkılan kent merkezlerinin yeniden inşası sürecinde yasal düzenleme gerekliliği bahane edilerek Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’da 9 Kasım 2023 tarihinde yapılan değişiklikle “Rezerv Yapı Alanı” tanımı değiştirilmiş, yapılan bu değişiklikle meskûn alanların da Rezerv Yapı Alanı olarak kullanımının önü açılmıştır. Deprem bölgesinde pilot uygulaması yapılan bu değişiklik ülke genelinde bütün yaşam alanlarını tehdit eden yetkiler oluşturmaktadır.

5 Nisan 2023 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile Hatay İli Antakya İlçesi sınırları içinde bulunan Koruma Amaçlı İmar Planı sınırlarını kapsayan Kentsel ve Arkeolojik Sit alanı 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi gereğince “Riskli Alan” ilan edilerek bu alan için yetki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na verilmiştir. “Riskli Alan” ilanından sonra yapılan protokolle yetki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na tekrar geçmiş olsa da son kararı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı vermektedir. Bu alan için hazırlanan Koruma Amaçlı İmar Planı üç defa askıya çıkmış, gelen yoğun itirazlar sebebiyle tekrar revize edilmiştir. Askıya çıkarılan son Koruma Amaçlı İmar Planı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) ve Bakanlığa bağlı Gayrimenkul Değerleme A.Ş. (GEDAŞ) imzalarıyla yayınlanmış Kültür ve Turizm Bakanlığı ise devreden çıkmıştır.

Deprem sonrası ağır yıkım yaşayan illerde yeniden yapım süreci kent dışındaki afet konutları, rezerv alanlarda yapılan konutlar, yerinde dönüşüm desteği ile yapılan binalar ve Antakya tarihi kent merkezinde ilan edilen Riskli Alan’da yürütülen ihya çalışmaları olarak dört farklı kategoride yürütülmüştür. Bu süreçler üç yıldır devam ederken enkaz kaldırmadan moloz döküm alanlarına, yıkımdan yerinde ayrıştırmaya, beton santrallerinden inşa faaliyetlerine kadar yıkım gören bütün kentleri şantiye alanına dönüştürmüştür. Şantiye alanına dönen kent merkezlerinde kenti terk etmeyen insanlar ulaşım ve altyapı sorunlarıyla uğraşırken eğitim ve özellikle sağlık hizmetine erişimde büyük zorluklar yaşamıştır.

Kısaca özetlemeye çalıştığım süreç deprem sonrası barınma koşulları ortadan kalkan insanların yılgınlığı üzerinden oluşturulmaya çalışılan rıza sürecinin küçük bir kesiti. Kaybolan yaşam alanlarımızı hep beraber yeniden kurma umuduyla…

NOTLAR

[1] Strateji ve Bütçe Başkanlığı, “Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Yeniden İmar ve Gelişme Raporu, Ankara 2026”, (https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2026/02/Kahramanmaras-ve-Hatay-Depremleri-Yeniden-Imar-ve-Gelisme-Raporu.pdf), s.1.

[2] Strateji ve Bütçe Başkanlığı, “2023 Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Raporu, Mart 2023”, (https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2023/03/2023-Kahramanmaras-ve-Hatay-Depremleri-Raporu.pdf), s.6.

[3] Strateji ve Bütçe Başkanlığı, “Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Yeniden İmar ve Gelişme Raporu, Ankara 2026”, (https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2026/02/Kahramanmaras-ve-Hatay-Depremleri-Yeniden-Imar-ve-Gelisme-Raporu.pdf), s.17.

[4] Strateji ve Bütçe Başkanlığı, “Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Yeniden İmar ve Gelişme Raporu, Ankara 2026”, (https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2026/02/Kahramanmaras-ve-Hatay-Depremleri-Yeniden-Imar-ve-Gelisme-Raporu.pdf), s.16.

[5] Strateji ve Bütçe Başkanlığı, “Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Yeniden İmar ve Gelişme Raporu, Ankara 2026”, (https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2026/02/Kahramanmaras-ve-Hatay-Depremleri-Yeniden-Imar-ve-Gelisme-Raporu.pdf), s.19.

Bu icerik 30 defa görüntülenmiştir.