|
5 Haziran 2026
Merkezi ve yerel yönetimler tarafından 2001 ekonomik krizinden bugüne uygulanan sermaye ve yatırım öncelikli kentleşme politikaları; mevzuat değişiklikleri, yatırım kararları, çevre düzeni ve bütünleşik kıyı planları, doğal sit alanlarının derecelerinde getirilen düzenlemeler, çevresel etki değerlendirmesinde sağlanan muafiyetler yoluyla koruma mevzuatında var olan hukuki güvenceler ortadan kaldırılmıştır. Doğal, tarihi ve kültürel varlıkların kamusal nitelikleri ortadan kaldırılarak yatırım alanlarına dönüştürülmüş; yapılaşmaya açılmıştır.
Doğal değerlerini hızla yitiren ülkemizde; sermaye ve finans odaklı yapılanma için adımlar atılmış; kurulan yeni imar düzeniyle tarihi, kültürel ve doğal tüm çevrenin sermayeye tahsis süreci başlamıştır.
Bu süreçte Çevre Kanunu, Maden Kanunu, İklim Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu; Sulak Alanların Korunması, Çevresel Etki Değerlendirmesi, Mera, Korunan Alanlar, Kıyı, Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Yönetmeliklerinde getirilen yeni düzenlemelerle çevre karşıtı uygulamalar sistemli hale getirilmiştir.
Kamusal denetim görevleri Çevre Ajansı gibi kurumlara devredilerek kıyılar ve sahillerde işletme hakkı sermayeye aktarılmış; eko turizm adı altında düzenlenen çevre düzeni planlarıyla, orman ve tarım alanlarında yapılaşma artırılmış, mesire yerlerinin nitelikleri değiştirilerek orman ekosistemleri turizm, maden ve enerji sektörünün yeni rant alanı haline getirilmiştir. Yakın dönemde ardı ardına çıkarılan yönetmelikler, mevzuat değişiklikleri ve kamuoyunda “torba yasa” olarak bilinen tasarı ve tekliflerle, ülkemizin tamamında kentsel ve kırsal alanların, koruma alanlarının; kamu varlıklarının ve doğal değerlerin özel sektöre denetimsiz bir biçimde devrine hız verilmiştir.
Herkes, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Devlet, bu hakkı korumak, çevreyi geliştirmek, korumak ve kirlenmesini önlemekle yükümlüdür.
Çevre ve doğa tahribatının olumsuz etkilerine ancak, ülkemizin sahip olduğu doğal kaynakların korunması, bu kaynakların tüm yurttaşlarca eşit kullanılabilmesi ve kamu yararını gözeten çevre politikalarının oluşturulması yoluyla karşı koymak mümkün olacaktır.
Bu bağlamda; çevre karşıtı yatırım ve plan kararlarının ivedilikle durdurulması; bilimsel şehircilik ve planlama ilkelerine bağlı kamusal politikaların hayata geçirilmesi zorunludur.
Mimarlar Odası olarak; tüm meslektaşlarımızın ve yurttaşlarımızın Dünya Çevre Günü’nü kutluyor; sağlıklı ve güvenli yaşam çevrelerinin oluşturulması için, doğal ve kültürel çevremizin korunması amacıyla verdiğimiz mücadeleye devam etmekte kararlı olduğumuzu önemle vurguluyoruz.
TMMOB MİMARLAR ODASI MERKEZ YÖNETİM KURULU
Bu icerik 291 defa görüntülenmiştir.
|