Mimarlar Odası Muğla Şubesi Hizmet Binasının açılışı sebebiyle, Muğla Konakaltı Kültür Merkezi'nde, 6 Ocak 2009 tarihinde “Korumada Yeniden İşlevlendirme Sorunları” başlıklı bir panel düzenlendi. 2007 yılında Mimarlar Odası tarafından satın alınan Terzibaşıoğlu Evi’nin Aralık 2009'da restorasyonunun tamamlanmasıyla birlikte yapı, Muğla Şubesi hizmet binası olarak faaliyete girdi.
Panelde Mimarlar Odası Genel Başkanı Bülend Tuna'nın açış konuşmasının ardından hizmet binası restorasyonunun proje müellifi restoratör mimar Ebru Soydaş Çakır “Terzibaşıoğlu Evinden Muğla Mimarlar Odası’na” başlıklı sunumuyla yapının geçirdiği aşamaları konuklarla paylaştı. Panele konuşmacı olarak mimar-yazar Oktay Ekinci, restoratör mimar Ertuğrul Aladağ, Yrd. Doç. Dr. Emel Kayın ve Yrd. Doç. Dr. Gülsün Tanyeli katıldı.
Panelin ardından Mimarlar Odası Muğla Şubesi Hizmet Binası açılışı gerçekleşti. Açılışa Muğla Valisi Dr. Ahmet Altıparmak, Muğla Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, çevre belediye başkanları ve çok sayıda mimar katıldı. Açılış töreni sırasında binanın onarılmasında emeği geçen kişilere teşekkür belgesi verildi.
Mimarlar Odası Genel Başkanı Bülend Tuna'nın açılış konuşması
Değerli katılımcılar, değerli meslektaşlarım, Mimarlar Odası adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün tarihî bir Muğla evini yeni işleviyle, Mimarlar Odası hizmet binası olarak kullanıma açacağız. Bu vesileyle Muğla Şubemiz, Korumada Yeniden İşlevlendirme Sorunlarını ele almayı ve değerlendirmeyi, bu yönde katkılar derlemeyi hedeflemiş. Etkinliğin başarılı geçmesini diliyor, emeği geçenleri kutluyorum.
İzninizle, konuyla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmadan önce, karşılaştığım bir olayı size aktarmak isterim. Konya’nın Akşehir ilçesinde düzenlediğimiz bir paneldeyiz; etkinlikte geleneksel Akşehir evlerinin özelliklerini, korunma sorunlarını, geleneksel dokunun bozulmasının yarattığı rahatsızlığın dile getirildiği konuşmalardan sonra, Forum bölümünde dinleyicilerden birisi söz alarak, biraz da hiddetli bir şekilde bizi sorgulamaya başladı. “Ben bu evleri niye koruyayım, çoluğumun çocuğumun rızkını bu eski evlere niye yatırayım, hadi yatırdım diyelim, daha ne kadar dayanır ki bu evler, ayrıca bu evlerde yaşamak kolay mı sanıyorsunuz?” benzeri sözlerle derdini dile getirdi. Mimarların ve korumaya özen gösteren herkesin cevaplaması gereken can yakıcı sorulardı bunlar. Üstelik koruma konusunda halkın duygularının sansürsüz bir şekilde dile getirilmesi bakımından da samimi bir serzenişti. Elbette bütün bunların cevabını vermemiz, çözüm üretmemiz ve ürettiğimiz çözümlerin de toplumca benimsenmesini sağlamamız gerekiyor. Bunca çabaya rağmen tarihî mimari mirasın bir zenginlik olarak içselleştirilmesini sağlayamamışsak; tarihî yapı stokunun korunması alanında çok mesafe alınmasına rağmen, hâlâ daha bu yapıların içerisine çağdaş konforun nasıl konabileceğinin kolay bir yolunu gösterememişsek; üstelik bu yapıların yanına onlarla barışık, dokuya uyumlu olabilecek çağdaş yapılar yapılması konusunda da gerekli özeni gösterememiş ve eskinin yıkılmasını neredeyse teşvik eden bir yaklaşım sergilemişsek işimiz çok daha zor olacaktır. Çare yok uğraşacağız.
Değerli katılımcılar,
Yeryüzünün en köklü uygarlık birikimine sahip ülkelerinden biri olma ayrıcalığı, elbette beraberinde önemli sorumluluklar getirmektedir. Biz, bugünün mimarları olarak kendimizi, bu mirası sağlıklaştırmanın yanı sıra daha da zenginleştirerek gelecek kuşaklara aktarma göreviyle yükümlü hissediyoruz. Onca mimarın, yapı ustasının eserinin, birikiminin yanına kendi yorumumuzu, yapımızı koymayı; katkımızı, yaratıcılığımızı esirgememeyi; nitelikli tasarım katkısıyla sadece yapının sahibinin ve kullanıcısının değil, kentin ve kentlinin de yaşam kalitesini, beğeni düzeyini yükselten bir etki bırakabilmeyi önemsiyoruz.
Koruma kültürünün kapsamı, günümüzde anıt yapılardan kent dokularına, tarihî kent merkezlerine kadar genişlemiştir. Bunu büyük bir memnuniyetle gözlüyoruz. Değişik nedenlerle bazı değerlerini yitirmiş bu bölgelerin kentler için bir sorun yumağı gibi görülmemesi, bir zenginlik olarak algılanması ve hak ettiği özende çözüm üretilmesi, kaynak ayrılarak sağlıklaştırılmaları ve çağdaş kullanımlarla kent yaşamına katılmaları gündeme gelmiştir. Kültürel miras kapsamında değerlendirilmesini istediğimiz yapıların ve tarihî çevrelerin, gelecek kuşaklara sağlıklaştırılarak devredilmesi gereken, bize emanet edilmiş birer kültür varlıkları olduğunu görmemiz ve o duyguyla bunlara yaklaşmamız gerekmektedir.
“Gelecek, geçmişin yok edilmesi pahasına yaratılamaz”, 1975 Avrupa Mimari Miras yılında yayınlanan Amsterdam Bildirisi’nin bu özlü sözü bugün bize rehberlik etmektedir. Önemli olan, önceki nesillerin yapıtlarını, ürünlerini görerek insanlığın evrimini anlamak, zaman içinde nerede olduğumuzu kavramaktır.
Korumanın toplum yararına bir eylemler dizisi olduğunun yeterince anlaşıldığını; koruma olgusunun geniş halk kitlelerine yeterince indirilebildiğini ve benimsetildiğini söyleyemiyoruz. Kültürel mirasa sahiplenme ne yazık ki, toplum katmanlarında bir yaşam biçimi haline gelememiştir. Koruma bir kalkınma faktörü olarak değil, aksine yatırımları engelleyen, kentlerimizin mekânsal gelişimine olanak sağlamayan bir olgu olarak görülmektedir. Şüphesiz ki bu anlayışın arkasında hızlı kentleşme, kent merkezlerindeki rantın giderek artması, kültürel varlıkların günümüz yaşamına uyarlanarak kullanılabileceği ilkesinin benimsenmemesi gibi hususlar bulunmaktadır.
Tüm bu olumsuzluklara karşın, son yıllarda koruma alanında önemli gelişmeler de görülmektedir. Değişik nitelikteki yasal düzenlemelerle getirilen çok önemli yenilikler, özellikle yerel yönetimlere bu konuda yeni sorumluluklar yüklemekte ve onları yeni yetkilerle donatmaktadır. Tarihî Kentler Birliği’nin belediyelere yönelik özendirici, yol gösterici çabalarının önemini burada vurgulamak isterim. Yerel yönetimler için oluşturulan yeni kaynaklar, birçok proje ve uygulamanın başlamasına neden olacak düzeydedir. Taşınmaz kültür varlığı sahiplerine çeşitli vergi bağışıklıkları tanınmış, ayrıca kültür varlıklarının korunması konusundaki girişimler için teşvikler oluşturulmuştur. Korumanın giderek yerelleşmesi, hizmetlerin daha çabuk ve etkin verilebilmesini ve koruma olgusunun başta kültür ve tabiat varlığı malikleri olmak üzere, tüm toplum tarafından benimsenmesini sağlamayı öngörmektedir ve doğru bir politikanın göstergesidir.
Şüphesiz ki kentsel sit alanlarının müzecilik anlayışıyla korunması, her yapının müzeye dönüştürülmesi mümkün değildir. Böyle bir dokunun korunması, ancak içindeki hayatın sürmesiyle mümkün olabilir. Bu aşamada da pek çok sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Eski’de yaşamını sürdürenler için aynı yerde kalma isteği söz konusu değildir. Onlar için eski köhnedir, maddi olanaksızlıktan oradadırlar, özlemleri yeniyedir. Bu eğilim ise tarihî kent merkezlerinin korunmasının bir eskiye dönüş, pahalı, elitist bir davranış olarak görülmesine neden olmaktadır. Yönetimlerin sosyal içerikli proje desteği vermeleri, katılımı özendirmelerini böylesi alanların sağlıklaştırılarak yaşatılması için vazgeçilmez olarak görüyoruz.
Farklı kullanım amaçlarıyla yapıların yeniden gündeme gelmesi önümüze bambaşka ufuklar açmakta, yeni seçenekler, yeni olanaklar sunmaktadır. Bugün açılışını yapacağımız Muğla Şubesi Hizmet Binası buna iyi bir örnek oluşturmaktadır. Yeni işlev kazandırılarak toplum hayatına katılması sağlanan yapılardaki restorasyonların, yeni fonksiyonların gereklerini ve çağdaş konforu sağlamasıyla, ayrıca da yapının orijinal halinin okunabilmesini olanaklı kılmasıyla başarıya ulaşabileceğini düşünüyorum. Meslektaşlarımıza bu konuda da önemli görevler düştüğüne inanıyorum.
Değerli katılımcılar,
Koruma kültürünün ülkemizin genel kültür politikasının bir parçası olması gerektiğini düşünüyoruz. Her toplumun kendi kültür varlıklarını savunmak hakkı ve görevi vardır; çünkü toplumlar kimliklerini, kendileri için esin kaynağı olan bu değerlerde bulurlar. Bu hakkın kullanılması ve bu görevlerin yerine getirilmesi, ancak doğru bilgilere dayalı ve yaşamın doğal parçası haline gelmiş yaygın bir koruma kültürünün varlığı ile gerçekleşebilir.
Mimarlar Odası olarak bu alandaki çabalarımızı sürdüreceğimizi vurgulayarak sözlerimi tamamlamak istiyorum.